Kişisel

Kişisel

Bir sabah, ablam ve annem bana “Kaç yaşındasın?” diye sordular. “6” dedim. Oysa o gün ben “7” yaşıma basmışım. “Okula başlayacaksın” dediler. Herkes gibi ben de başladım lanet olası okula…

İlkokul birinci sınıfta benden bir üst sınıf olan bir çete vardı. Komik gelebilir. Ama gerçekten bunlar çete gibi bir şeydi. 4-6 kişilerdi. Bunların bi lideri vardı. Dört gözdü ve uzun boyluydu. Bazen benimle arkadaşça sohbet eder, bazen de döverdi. Ben ise hiç karşılık veremezdim. Bana emirler verirdi, “Git şuna bi tane tekme at” derdi mesela. “Nasıl yapıcam?” falan derdim. Korkardım, tekmede atamazdım kimseye. Ben kavga edemezdim, dayak atamazdım…

Giderdim korka korka, dizlerim titreye titreye, o lanet olası tekmeyi atmaya… Okulun bahçesinde basketbol potasının altına toplanmış bir grup sekizince sınıf “abi” görürdüm. Onlardan yardım istemeyi düşünürdüm ama isteyemezdim hiç bir zaman.

O lanet olası çetenin lideri gelirdi, “Niye tekme atmadın lan!” diye döverdi beni. Bazen bu çete ile aynı sınıfta olan birkaç kişi gelir kurtarırdı beni bu çocuğun elinden. Döverlerdi onu. Ben ise izlerdim. Ve bana derlerdi ki; “Bir daha bu sana bir şey yaparsa bize gel“. Gidemezdim ben onlara hiç, dayak yerdim ben hep…

Hani Benim Çocukluğum Anne? -2

Birinci sınıfı hep dayak yiyerek geçirdim. İlk kez yaz tatilinin ne demek olduğunu anladım. Yaz tatilinde annemle birlikte bir camiiye gittik. Camii hocasına annem “Kuran kursu kaydı için gelmiştik” dedi. Hoca “Kusura bakmayın, bu yaştaki çocukları alamıyoruz” dedi. Annem uğraş verdi. “Alın, ne olacak? Çocuk birşeyler öğrensin” dedi. Ama hoca “Alamam, benim elimde değil” dedi.

İki yıl boyunce Kuran kursuna gidemedim ben. Aslında iki yıl sonra da almayacaktı beni ama yaşımı büyük gösterip aldı sonunda. Kuran kursuna gittim geldim hergün. Elimde küçük bir kitap vardı o zamanlar. Kitapta sure ve dualar yer alıyordu. O küçük kitaptan ezberledim kısa sure ve duaları…

Haftalarca kursa gittim-geldim. Sıkmaya başlamıştı… “Okul açılsa artık” diye düşünüyordum. Ama açılmıyordu bir türlü lanet olası okul!..

Ve bir cuma namazı çıkışında, yapmadığım bir şey yüzünden, yine dayak yedim!.. Yapmadığım bir şey yüzünden küçükte olsa, tek parça da olsa, canımı yakmamış olsa da, yapmadığım bir şey yüzünden yine dayak yemek, koymuştu bana bu sefer. O dayak, benim için bir dönüm noktası olabilirdi, ama olmadı…

Hani bana “koymuştu” ya o dayak, işte, artık daha fazla koymasın diye, sanki bir şey yapmışımda, o yüzden dayak yemişim gibi kendimi kandırmaya çalıştım. Ama başaramadım. Ve artık o dayak, canımı yakmaya başlamıştı. Neden yapmadığım bir şey için dayak yemiştim? Neden bir açıklama yapmama izin vermediler? Neden beni ezdiler? Neden!?

İlkokul 3. sınıftaydım sanırım. Son dersti. Hava kapalıydı. Sınıfın ışıklarını yakmıştık. Dersin son dakikaları hoca “Toplanabilirsiniz” dedi. Toplandım. Arkamdaki arkadaş beni dürterek rahatsız ediyordu, ben ona “Yapma!” dememe rağmen o yapmaya devam ediyordu. Hoca ise sınıfa gelen başka bir hoca ile konuşurken bize “Susun!” diyordu. Ama arkamdaki arkadaş hocayı dinlemedi, beni dürtmeye devam etti. Ona son kez “Yapma!” dedim masumca. Hoca “Ahmet! Gel lan buraya!” dedi. Korkuyordum. “Ama, ama hocam ben–“. Konuşmama izin vermedi. “Gel lan buraya” dedi yine. Gittim. “Niye susmuyon lan!” dedi. Tam konuşacaktım ki, diğer hocanın sesi yükseldi yanımdam hafifçe, “Yapma, yazık” diyordu ki, o daha lafını bitirmeden ben sol yanağıma, sert bir tokat yedim.

Yine aynı şey olmuştu. Yine yapmadığım bir şey için dayak yemiştim. Arkadaşlarım bana bakıyor, benim yüzüm, hem dayağın acısı ile, hem de utanç ile kıpkırmızı oluyordu. Dayak yememe sebep olan beni dürten arkadaş ise sessizce oturuyordu öylece…

Boğazım kasılıyordu. Sanki boğazım düğümleniyordu. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Derin derin nefes alıp veriyordum düğümü çözebilmek için. O anda zil çaldı ve düğümüm çözüldü. Ablamlarla birlikte, eve doğru yola koyulduk…

Devamı gelecek…

İnternet, Kişisel

Bu yazımı internette bu konuyla ilgili yazılmış akla, mantığa, girişimcilik ruhuna uymayan bir yazı görmem dolayısıyla internette bu konuyu araştıran insanların yanlış bir düşünceye sahip olmalarını engellemek için yazıyorum.

Google Mı Yandex Mi?

Yazıda önce Yandex‘i seçenleri ve Yandex‘in Google‘ı geçecek fikrine sahip olanlara çeşitli ithamlarda bulunulmuş.Ben dolaylı olarak reklam olacağından bu siteyi size vermeyeceğim. İşte  efendim neymiş “Google‘ın  kaç tane server’ı var, Google kral”  vs…  Öncelikle bir bilişim bölümü öğrencisi olarak  şunu belirmek isterim ki: Yandex‘i kullanan bir çok hocam var.Yani Yandex‘i  sadece 1-2 şey biliyorum diye kendini webmaster zannedenler kullanmıyorlarmış. Türkiye’de Google‘ın hizmetlerinden herkes memnun ancak herkes Google‘ın Türkiye’ye üvey evlat muamelesi yapıp, Türkiye’den milyonlar kazanıp 5 kuruş ödemeden para basması, adını bile bilmediğimiz insanlar için doodle yapıp, Türk milli ve dini özel günlerde doodle yapmaması,  ayrıca devlet kurumlarının istihbarat amaçlı bilgi vermemesi, mahkeme karalarını uygulamaması gibi rahatsız durumda…

Tamam belki Yandex Google kadar hızlı değil ama Google hızına ve özelliklerine hemen hemen sahip.Size soruyorum “Yandex Türkiye de vergi verip istihdam sağladığı için mi rahatsızsınız?”. Yandex Rusya da Google’ı çoktan solladı, niye Türkiye de aynısını yapmasın. İyi bir reklam bütçesi ayırmış durumda Yandex Türkiye için…

Şahsi görüşüme göre Yandex kısa zamanda Google ile arasındaki o çok ufak farkları kapatıp Google’ın önüne geçecektir.

———————————————————————————————————————————————————-

Bu metni yazıyı yazdıktan çok sonraları yani bu gün 15.02.2014 ‘de yazıyorum. Yukarıda öngördüğüm bir çok şey gerçekleşti.  Şu an Google sunucuları sık sık çökmeye, Google Chrome ağırlaşmaya başladı. Yandex indexleme konusunda büyük gelişme kaydetti. Yandex programlarda Yandex Browser  reklamı yaptı kendini yükletmeyi başardı. Artık site tasarlarken sadece Google’a site kaydedilmiyor, Yandex de kayıt ettiriliyor. Bir çok site indirme dosyalarını Yandex Diske yükledi. Yandex Facebook ile daha fazla arama sonucu için anlaştı. Kısacası Yandex Ge-li-yor!!!

Kişisel

Her ne kadar çocukluğumun bazı dönemleri, herkesin yaşamak isteyeceği gibi geçmese de, ben, kimsenin yaşamak istemeyeceği olayları, sırf çocukluğuma dönüp, farklı düşüncelerle ile yeniden büyümek için, yeniden yaşamayı belki göze alabilirim…

Bu yazı çok uzun olacak. Bu yüzden bu yazıyı üçe böldüm. Ayrıca, her yazıda, Ahmet Kaya’nın “Hani Benim Gençliğim” şarkısı çalarsa, belki duygularıma daha iyi türcüman olabilir bu cümleler sizlere…

Küçüktüm… O zamanlar kirada oturuyorduk. Beş yaşlarındaydım. Büyük ablam okula giderdi. Diğer ablam ile biz sabahtan akşama kadar Atari’mizde Super Mario ve bilimum oyunları hatim etmeye çalışırdık. Çocukluğumun yarısı Mario’nun Prensesini kurtarmakla geçti diyebilirim…

Ablam okuldan geldiğinde ödev yapardı. Diğer ablam ve ben onun ödev yapmasına engel olmaya çalışırdık. Onu rahatsız ederdik. Veya ben ablamın kitaplarını okumaya çalışırdım. O zamanlar en sevdiğim harfler “a“, “e“, “i” gibi sesli harflerdi. Bu harflari severdim çünkü sadece bunları bilirdim.

Hani Benim Çocukluğum Anne?

Birde rakamları bilirdim. 0‘dan 10‘a kadar sayabiliyordum. Benden bir yaş küçük olan kuzenim ise sadece 4‘e kadar sayabiliyordu.

Ablamın kitaplarının sayfa numaralarını okumaya çalışırdım. 1. sayfadan başlar, 10. sayfaya kadar sayfaları çevire çevire sayardım. 11. ci sayfaya geldiğimde kalırdım öylece. “Onbir” demezdim de “Bir bir” derdim. Her zaman sorardım ablama “Bu kaçtı?” diye.

Zaman sonra, diğer ablam da okula başladı. Artık iki ablam da okuyordu. Sıra bana geliyordu. Babam hergün aynı soruyu soruyordu bana; “Okula gidecek misin?

Ben ise “Hayır” derdim. Hergün sorulan o aynı soruya ben de hergün aynı cevabı veriyordum. Çünkü hergün okula gitmektense sabahtan akşama kadar Atari oynamak daha eğlenceliydi.

Ev almıştık başka bir semtte. Taşındık oraya. Çok sevmiştim o evi. Şu an o ev bi sokak ötemizde. Ev, şu an ki evimiz gibi 3+1 di. Önce ki evimizden daha güzeldi bu ev. Kendimize ait bahçemiz vardı kocaman. Yeni dikilmiş fidanlarımız vardı bahçemizde. Büyütemedim o fidanları. Ya da büyümüşlerdir belki şimdi. Büyümüşlerse bile, onlar hala benim için bir fidan. Ne kadar zaman geçerse geçsin, büyümeyecekler onlar…

Nedendir bilinmez, babamın kararı ile cadde üzerinde ki, şu anki evimize taşındık. Bu evimizde diğer ev gibiydi. Her şeyi aynıydı. Ufak tefek şeyleri hariç… Bu evin sevdiğim yanları da vardı sevmediğim yanları da… Yıllardır bu evde oturmamıza rağmen, ben hala, bu evden farksız olan önceki evimizi istiyorum. Orda oturmak, orda yaşamak istiyorum…

Sabahları erken kalkar, ablamlar okula gider gitmez hemen otururdum televizyonun başına. Her kanalı gezer, çizgi film arardım. Saatlerce zap-zup yapardım. Bulamazdım bazen izleyecek bir çizgi film. Giderdim, Atari oynardım. Ama hep aynı oyunları oynamaktan sıkılmıştım. Yine giderdim çaresizce televizyon başına, çizgi film aramaya…

Temel Reis, Bugs Bunny, Daffy Duck ve herkesin bildiği ama şuan adı aklıma gelmeyen diğer karakterler… Çocukluğumda bunlar arkadaşımdı benim. Bunlar arkadaşımdı çünkü hiç canlı arkadaşım yoktu benim. Hiç top oynamadım ben sokakta küçükken, bisiklette sürmedim. Daffy Duck izledim ben, sadece izledim…

Devamı gelecek…

Kişisel

Sözel derslerden çok sıkıldığım için seçtim sayısalı. Oysa ki sayısal seçeceğim bundan 2-3 yıl önce hiç aklıma gelmezdi. Tee ilkokuldayken, söz dersleri sever, sayısal derslerden nefret ederdim ve “ulan bi liseye geçsekte sözel seçip kurtulsam şu saçma sapan matematik dersinden falan” derdim.

Ne olduysa geçen sene oldu. Matematikten anladığımı farkettim. Hatta geçen sene en iyi derslerimden ikisi matematik ve fizikti. Biyoloji ve kimya biraz ben, biraz da hocalar yüzünden pek iyi değildi :)

Sayısal Bölümde Mi Okuyorum!?

Çok düşündüm geçen sene, sayısal mı, eşit ağırlık mı yoksa sözel mi? Araştırdım, düşündüm, taşındım ve araştırdım. Eğer sayısala gidersem YGS’de karşıma çıkacak soruları diğer bölümlerden mezun olanlara göre daha rahat yapabilecektim.

İşte bu yüzden sayısal seçtim ve ikinci hafta olmasına rağmen derslere yeni yeni giriş yapmaya başladığımız için sayısal zor mu yoksa kolay mı henüz anlayamadım.

Ama kafama takılan ve canımı sıkan bir olay var. Sayısal seçtim de ne oldu?

Sayısal seçen insan, benim gibi sözel derslerden nefret eden insanlardır. Ee abi, biz zaten bıkmışız sözel derslerden ki sayısal seçmişiz. Bize illa matematik öğretin, illa fizik öğretin, illa biyoloji ve kimya öğretin demişiz! Sen hala bize neden sözel ders öğretmeye çalışıyorsun ki!?

Sayısallara gerçekten haksızlık yapılıyor. Bak sözellere, onlar matematik vs. vs. sayısal dersler görüyorlar mı? Görmüyorlar, çünkü adamlar adı üstünde “sözel”. Ee sözeller bizim gördüğümüz dersleri görmüyorsa biz neden onların gördüğü dersleri görüyoruz ki!?

Ya madem illa sözel dersleri de göreceksin diyorsun, o zaman haftalık saatini düşür be kardeşim. O edebiyatı 2-3 saat anlatacağınıza 1 saat anlatın, kalan boş saatlere de sayısal bir ders koyun!

Gerçekten eğitim sistemimiz de, eğitim-öğretim anlayışımız da çok berbat, çok…

Bu yazımı google’dan lisede “erkeklerin sevdiği kız tipleri”  diye arayan kardeşlerimize yazıyorum. Öncelikle böyle özel bir soruyu internette aramak biraz sakıncalı olabiliyor. Sonuçta karşındaki adamın sapık psikopat falan olmadığını anlayamıyorsun. Neyse sonuçta buraya geldiysen doğru adrestesin…:D

Şunu belirmek isterim ki isterim ki; Gelecek de doktor savcı, hakim, savcı, müdür, vs mesleklere sahip olması beklenen yakışıklı, zengin tipler genelikle herkes tarafından çok rahat erişilebilen, (Halk arasında kaşar denilen) okula sokağa abuk sabuk kıyafetlerle  makyajlarla çıkan, ders notu 3,00 geçmeyen sürekli babasını ve parasını kullanan,0 benim akıl noksanı dediğim, aklı bir karış havada olan birisine değil bakmak yakınından bile geçmez.(belki dalga geçmek için ara sıra “takılırlar”)

Kısacası böyle bir  kişilik bozukluğunuz varsa hiç boşuna uğraşmayın .Sanırım sevmediğimiz kızı aklınızda canlandırdım.Peki nasıl kızları severiz?

Adı okulun magazin konuşmalarında geçmeyen, büyüklerimizin “Çok efendi, çok akıllı, kısacası hanın hanımcık dediği” elinden kitap düşmeyen, yüzüne onu sinirlendirecek bir şey söylesek bile yüzünü aşağıya eğip bize kalitesini gösteren, fazla konuşmayan, kendisine laf atana “ben senin bildiğin kızlara benzemem” diye bence çok tatlı, çok sevimli bir cevap veren kızdır.Erkeğin isteyeceği ama her erkeğin edinemeyeceği kız türüdür. Aslında Barış manço abimizin bu şarkısı onu yeterince anlatıyor…

Hasılı kelam siz siz olun saçma sapan emocu denilen tiplere özenmeyin.Kendinizin koklanmamış gül olarak kalmasını sağlayın….

Kişisel

Çok konuşulmuştur “Türkiye de öğrenciler neden başarısız?“. Ben hemen cevaplayayım öğrenmenin zevkini almıyoruz. Saatlerce facebook, televizyon ve bilgisayar oyunlarında vakit geçirmeyi biliyoruz. Bunun nedenini şöyle açıklayabilirim; Öğrenmek zorlu ve uzun bir süreçtir ama televizyon, facebook ve bilgisayar oyunlarından hiç bir çaba göstermeden “zevk” alırız.

Çoğu kişi çok ders çalışıp başarılı olamadıklarını söylerler çünkü adamın ders çalışırken aklında “facebook da mesaj gönderen olmuş mudur?”, “acaba feride ne yapacak”,”lan şu oyunu bitirip de mi başlasaydım” gibi laflar dolanır.

Oğrenmenin Zevkini Almıyoruz

Çocuk ders çalışır gibi gözüküyor ama aklı ya dizide ya facebook da… EEE haliyle derse motive olamıyorlar.

Ben bir derse çalışmadan 5 dakika önce aklımda dünyaya ve evrene dair herşeyi silerim. Böylece  sadece derse odaklanırım.

Aslında bunun için sadece öğrencileri suçlamamak lazım. Diğer bir sorun eğitim sistemindeki herşeyin kağıtta kalmasıdır. Sadece teorik bilgiyle de bir yere kadar. Bilimsel çalışma aynı zamanda pratik de gerektirir. Öğrenci olarak sadece dersleri kitaplarda yazı olarak gördüğümüzden, çalışmak sıkıcı geliyor.Biz kendimizdeki sorunları gidermeliyiz yani “anlık hazlar peşinde değil de hayatımızı etkileyecek konular üzerinde çalışmalıyız.”

Kişisel

Maşallah neymiş bu anlamadım, bizimkiler başından ayrılmıyor.Hele şu kadın programları var ya…Hiç değilse dizilerin belirli bir saatten sonra yayınlanıyor ama bu kadın programlarının ne saati nede konusu belli…

Sabah “sabahların sultanı seda sayan” tarzında, öğlen ve akşam arası; evlenme programları ile uydularımız da boşa yer işgal ediyor. Sabah programlarında hangi ünlü kime laf çaktı, efendim işte neymiş “hadiseye dekolte yakışıyor mu yakışmıyor mu? ” şeklinde sadece kültürümüzle  değil insanlıkla da hiç bağdaşmayan konulara yer veriliyor.

Zaten magazin deyince herkesin aklına gelen “şok şok şok” sözcüğü ve o ses bile magazin programlarının artık tarihin tozlu raflarına kaldırılması gerektiğiniz göstergesi gibi…

Türkiye'de Dizi ve Kadın Programları

Bide bizim dizilerimiz var… Amerikan dizilerinde bile bu kadar entrika yok…(Bence gelsinler bizimkilerden ders alsınlar)Lan ben bu kadar ahlaksız bu kadar edepsiz şeyler görmedim.Birde açıklama yapıyorlar “arada yastık vardı”, bu herhalde göster ama elletme felsefesi oluyor.

Dizi piyasasının  zaten hangi olaylardan döndüğü belli, o yüzden dizi yerine “s*x filmi” adını kullansalar daha yakışık kalacak. Adam amcasını yengesiyle aldatıyor,bunu  “anneye cevap verme terbiyesiz” diyen aileler diziyi izleyip sonra birde tekrarını izliyorlar. Sonra orada burada “gençlik bozuldu”, “bizim zamanımızda büyüklere saygı denilen bir şey vardı”diye gezinmezler mi…

Şimdi size soruyorum hangisi terbiyesizlik bunun?

Kişisel

Yaz tatilinin ardından tekrar okul açılıyor. Ne de çabuk geçti o özlenen günler… Özlenen günler geride kaldı, şimdi hem özlediğimiz, hemde özlemediğimiz günlere geldik.

Son iki haftadır okulun açılmasına kalan günleri sayıyorum. Düşünüyorum, bir yandan arkadaşlarımı, diğer yandan ise dersleri. Dersleri düşündükçe içime bir kurt düşüyor, stres basıyor. Sonra düşünmeyi bırakıyor, herşeyi akışına bırakıyor, “hayırlısı be gülüm” diyorum :)

Herkes diyordur “bu sene çok çalışıcam” diye ama hiçbir zaman öyle olmuyordur. Bende öyle diyorum. Bunu geçen sene de demiştim. Ama ne yaptım? Çalıştım mı? Hayır. Okulun ilk günleri biraz çalıştım sadece, sonra sıkıldım ve sadece yazılı olduğunda ders çalıştım. Ama düşündüm de, sadece yazılı olduğunda çalışmakla olmuyor. Gerçekten olmuyor! Pişmanım şuan çalışmadığıma…

Çok Çalışmalıyım!

Bu sene de pişman olmamak için çalışacağım! Yazılılardan düşük not alıp strese girmemek için çalışacağım! Geleceğim için çalışacağım!

Çalışmak için bilgisayara ve bloguma daha az vakit ayırmalıyım. Günde bir yazı bile yetmeyen bir tanecik takipçilerim, artık yine eskiden olduğu gibi “haftada bir” lik plana alışsanız iyi olur :)

Bence sizde bilgisayara ve bloglarınıza daha az vakit ayırın, özellikle de liseye yeni başlayacak arkadaşlar. Çünkü lise zordur, lise 1 daha da zordur. Bir yandan yeni ortama alışmaya çalışıyorsunuz, diğer yandan da yeni derslere aşina olmaya çalışıyorsunuz. Bu süreçte derslerinize daha çok vakit ayırın. Zaten sonraki sınıfta kendinizi yine başka bir ortamın içinde bulabilirsiniz bölüm seçtiğiniz için. Bu sınıfta da yine aynı şeyleri yaşayacaksınızdır. Hem yeni ortam, hem de dersler

Velhasıl’ı kelam, hep bareber oturuyoruz, eşşek gibi çalışıyoruz! :)

Kişisel

Sadece emek değil, kafa, zaman ve  sabır gerektirir.Eğer bilgisayar alemine yeni katılmış ve öğrenci birisi isen başlama kardeşim…Zamanı gelince okulu okuyup dersini alırsın.

Tabi bu da yetmez emek gerektirir derken öyle laf olsun diye söylemedim.Bilgisayar eşittir uykusuz gecelerdir…5-6 saat bilgisayar başında oturup “Daha 1 saattir başındayım anne” demeniz. Sizin çoktan aramıza katıldığınız anlamına geliyor. Şimdi bilgisayarda çok zaman harcıyacaksınız dersleri falan boşlayacaksınız.Eğer bilgisayar için feda edeceğiniz şey dersleriniz olacak ise hiç bilgisayara bulaşmayın.

Bilgisayar kafa gerektirir; bir probleme farklı açılardan bakmayı gerektirir.Bilimde buna analitik zeka, halk arasında ise delilik denir.

Bilgisayar Emek İster...

Bilgisayar farklılık gerektirir.Ne demek şimdi bu? Bunu anlatmam gerçekten benim için çok zor… İçinizde bir boşluk duygusu ile birlikte bir şeyler üretme heyecanı olması gerekiyor.

Son olarak sabır gerektirir. Wmaracı forumdaki Nonloser adlı kullanıcının dediği gibi  “deneyim demeyin deneyin” bir şeyi bir defa da yapamadığınız onu hiç bir sefer yapamayacağınız anlamına gelmez.Amacınıza ulaşana kadar çalışmanız gerekir.Yoksa amacınız sadece bir  hayal olarak kalır…

Kişisel, Videolar

Küçükken evimizin bahçesine iner, salıncakta sallanır, yuvalarına yiyecek taşıyan karıncaları seyrederdim. Tee metrelerce uzaktan küçücük yuvalarına, binlerce karınca yiyecek taşırdı.

Hep merak ederdim, acaba bu karınca yuvaları nasıl birşey, içerisi neye benziyor diye düşünürdururdum.

Sonra, bu karınca yuvalarına merakım artı. İnternetten karınca yuvaları ile ilgili araştırma yapmaya falan başladım. Okuduğum bir yazıya göre karınca yuvalarında bir sürü oda oluyormuş.

Araştırmama devam ederken, karınca yuvalarında çekilmiş videolar aradım ama bulamamıştım sanırım…

Karınca Yuvası

Günümüze dönecek olursak, geçenlerde gördüğüm bu video yıllar önce arayıpta bulamadığım video!

Adamlar büyük bir karınca yuvasına çimento döküyorlar, kurumasını bekliyorlar ve kuruduktan sonra kazıya başlıyorlar. Kazdıkça kazıyorlar kazdıkça kazıyorlar. Ortaya çıkanlar ise benim yıllar önce okuduklarımı getiriyor aklıma. Gerçekten yuvada odalar var. Yuvanın tam ortasında ise kale gibi birşey. Yuvanın merkezi…