escort bayan, ankara escort, antalya escort, escort, porno izle

Kişisel

Kişisel

Aslında bu yazıyı uzun zamandır yazmak istiyorum ancak imamhatipler hakkında bazı andavallar yanlış düşünebilirler diye hep yazmaktan çekindim. Ama bugün yaşadığım bir olay üzerine yazmaya karar verdim…

İki yıl önce ilkokuldan mezun olduktan sonra ben de imamhatip mezunu olan ablam gibi hep imamhatip lisesine gitmek istemiştim. Bu yüzden SBS’den sonra tercih listeme sadece imamhatip liselerini yazmıştım. Ama hiçbiri tutmadı. Çünkü puanım 340 küsürdü. Ben de tercih ettiğim bir okulun anadolu olmayan bölümüne yerleşmek zorunda kaldım.

Okul güzeldi, yalnız bu imamhatip okuluna yakışmayan tiplerde vardı tabii. Bu tipler yüzünden ben okuldan soğudum ve “Nerden geldim bu okula ya” demeye başladım, herkes gibi… Bu sözlerimi evde de dile getirince diğer ablam “Bence sen meslek lisesine gitmeliydin, bilişim bölümüne” dedikçe ben pişmanlıktan yanıp tutuşuyordum adeta. Çünkü ablam haklıydı, benim Arapça‘ya yeteneğim yoktu, benim yeteneğim ve merakım bilgisayar üzerineydi… Meslek lisesine gitmediğim için kendimi bilgisayar konusunda pek geliştiremedim. Tek başıma ve kimseden yardım almadan ne kadar geliştirebilirdim ki kendimi?

utanmak, pişmanlık

Bugün ablamın dediklerini Tarih hocam da deyince bir kez daha pişman oldum. Olaylar şöyle gelişti…

Tarih dersinde hoca coğrafi keşiflerden önce de bilinen hayvanlardan bahsederken bir de “Pardus” dedi. “Bunun işletim sistemini de yaptılar, hatta TUBİTAK geliştiriyor” dedi. Kimse hocanın dediklerinden bir şey anlamadı. Hatta yandaki arkadaşım “Ne diyor bu ya!?” dedi. Hoca baktı ki bu konulardan bahsedince kimseden ses çıkmıyor “Var mı bu konulara ilgisi olan?” dedi. Bu sefer bilgimden utanmadan −Şu yazıyı okuyabilirsiniz “Blog Yazdığım İçin Utanıyorum…“− “Var hocam!” deyip el kaldırdım. “Gel bakalım buraya” dedi ve gittim…

Önce klasik sorular sordu bana, adın ne, nerelisin falan filan… Ve asıl soruya geldi. “Neler yapıyorsun bilgisayarda?” dedi. “Web sitemle falan uğraşıyorum” dedim. “Siten nedir?” dedi. “Hocam herkes bilsin istemiyorum, beni çekemeyenler dalga geçiyor” dedim ve söylemedim. “Peki başkar neler yapıyorsun?” dedi. “Bazı sitelere erişimi yarım saat falan durdurabiliyorum” dedim.  −Evet bu doğru :) − “Okulun senden haberi var mı?” dedi. “Yoo. Ne olacak ki haberi olsa?” dedim. “Okulun sitesi hiç güncellenmiyor sen ilgilenirsin.” dedi…

Ve işte o pişmanlığıma odun atan soruyu sordu. “Eee, sen -bu konularda bilgili ve meraklı isen- o zaman neden bu okula geldin? Meslek lisesine gitseydin ya.” dedi. “Bilmiyorum hocam, ben böyle hayal etmemiştim. Bu okula geldiğim için de pişmanım zaten” dedim her zaman dediğim gibi…

Evet, gerçekten de ben böyle hayal etmemiştim. Ben imam olmak istiyordum ki bu yüzden bu okula gelmiştim. Hala düşünüyorum bazen imam olmayı ama bazen de bilgisayar üzerine okumak istiyorum hala. “Neyse, bilgisayar üzerine de üniversitede okuruz artık” deyip kendimi avutuyorum pişman oldukça…

Gerçekten de ben, hayatımla, geleceğimle oynamışım!..

Umarım yazının ilk paragrafında ne dediğimi unutmamışsınızdır. Burada söz konusu olan imamhatip liseleri değil! Benim gittiğim imamhatip kötü olabilir, ama bunun nedeni okulun imamhatip olması değil, okuldaki “Bence bunlar okumamalı” diye düşündüğüm “serseri” lerdir!

Bu demek olmuyor ki her imamhatipte “serseri” ler var. Hayır! Çok kaliteli, Tıp Fakultesi’ni kazandıran imamhatipler de var burada elbette. Ama malesef ki benim gittiğim okul iyi değil, hiç iyi değil. Bir an önce mezun olup kurtulmak istiyorum bu okuldan.

Kişisel

Bu mimi cevaplayan diğer blogların başlıklarından farklı olması için İngilizce yazdım başlığı…

Beni mimleyen Arda‘ya teşekkür ediyorum. Bu mimde aşağıdaki soruları yanıtlamaya çalışacağım, başlayalım…

soru işareti

  • Hayatınızda mucize olarak nitelendirebileceğiniz bir olay geldi mi başınıza?
    Hayatta benim için küçük şeyler bile mucizedir bazen. Mesela bu blogu açmam gibi…
  • Hayatınızda aldığınız en büyük risk neydi?
    En küçük bi risk bile almadım, sağlam yaptım her işimi.
  • Almayı düşünüpte alamadığınız neler var?
    16GB RAM, 6GB Ekran Kartı, Intel Core i7 işlemci’ye sahip bir bilgisayar.
  • Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı?
    Steve Jobs kadar olmasa da var tabi, yani vardır heralde, bilmiyorum.
  • Nefret ettiğiniz huylar ya da nefret ettiğiniz insanlar?
    Ergence hayat süren insanlar, veled-i zinalar :)
  • Sizi en net tanımlayan kelime hangisi?
    Gerektiğinde değilde sürekli ciddi olmaya çalışan deli dolu bi tip.
  • Hayata yeniden gelme şansınız olsa, hangi ülkede doğmak isterdiniz?
    Türkiye demediğim için çoğu kişi benim vatan sevgimden şüphe edecek belki ama; Birleşik Arap Emirlikleri ya da Amerika Birleşik Devletleri.
  • Tek başına bir insan keyif almak için neler yapabilir?
    Benim yaptığım gibi; müzik dinleyebilir, oyun oynayabilir, ya da internetten yeni kişilerle tanışabilir.
  • Nikah masasında evleneceğiniz kişiden “Hayır!” cevabı alsanız?
    Ben de “Hayır” derim.
  • Ölümden sonra var olan hayata inanıyor musunuz?
    Tövbe tövbe ya. Bir soruya bakarım soru mu diye, bir de bu mimi başlatana bakarım Müslüman mı diye.
  • Sizi yazmaktan soğutan olaylar?
    Yazılara saçma sapan yorumlar gelmesi. Beni yazmaya teşvik eden olayları sorsaydınız eğer şunu söylerdim; “Ergenler” tarafından yazılan “Ergence” blogları gördükçe, kendimin ne kadar iyi bir yazar olduğunu düşünüyorum ve daha çok yazmak istiyorum.
  • Kendinize robot bir sevgili yapıyorsunuz, ona hangi özellikleri eklemek isterdiniz?
    Özellik eklemezdim de özellik çıkarırdım ben; Fahişelik özelliğini.
  • İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?
    Bu soruyu hazırlayanın Müslümanlığından şüphe duyarım.
  • Aklınıza ik gelen ingilizce kelime hangisi?
    Bu yazıya verdiğim başlık; Answer The Questions.
  • Bir kitap yazsanız, adı ne olurdu?
    “Zombilere İnanmadınız, Bakın Ne Oldu Şimdi!” Zombilere inanmıyorum tabi iki ama içinde zombi geçen kitapları filmleri seviyorum. Bazen bir zombi romanı yazmayı düşünüyorum ama roman yazmanın blog yazmak gibi olmadığını bildiğim için hiç bulaşmıyorum o işlere.
  • Blog olmasa, şu an gerçekleştirdiklerinizi nerede gerçekleştiriyor olurdunuz?
    Yazdıklarım kafamın için de sadece bir düşünce olarak kalırdı.
  • Birinden hoşlanıyorsun ama hoşlandığın kişi en yakın arkadaşından hoşlanıyor, arkadaşınsa boş değil ona karşı. Ne yaparsın?
    Mutluluklar dilerim. Uğraşmam…
  • İnternette sahip olduğunuz ilk takma isim neydi?
    Bak bu soruyu sevdim işte. Forumlarda falan sürekli kullandığım nickim “ahmetk” idi.
Kişisel, Oyun

Yeni bir mim dalgası daha! Rıza‘ya beni mimlediği için teşekkür ediyorum. Bu sefer ki konu ise; Bilgisayar başında severek oynadığımız oyunlar

Henüz 2-3 aydır adam gibi oyun oynamaya başladım çünkü daha öncesinde bilgisayarımda ekran kartı yoktu. Ekran kartı alır almaz daha önceden çıkan, oynamak isteyipte ekran kartım olmadığı için oynayamadığım ve henüz yeni sayılabilecek bazı oyunları denedim…

assassins creed 3 connor

  • Ekran kartımı alır almaz Grand Theft Auto IV indirdim. 15GB’lik oyunu indirmem 18 saat sürdü. Ee malum TTNet… :) GTA IV‘te biraz takıldıktan sonra köprüler hala açılmayınca sıkıldım ve yeni bir oyuna başladım,
  • GTA IV‘ten sonra oynadığım oyun Call Of Duty: Modern Warfare 3 oldu. Bu oyunu keyifle bitirdim.
  • Crysis 2 oynamaya çalıştım ama oynayamadım çünkü oyunda canlandırdığımız karakter hep tek başınaydı. Benim böyle bir huyum var ki tek başıma olunca korkuyorum ve oynayamıyorum :)
  • Euro Truck Simulator 2 çıktı dediler oynadık. Oynadık ama bi yere kadar yani… Sürekli yol sürekli yol, git git bitmiyor arkadaş. İnsan sıkılıyor bi yerden sonra bu oyundan.
  • Need For Speed serisinin yeni oyunu “yeni” Most Wanted çok beklendi çok merak edildi. Ben de merak ettim şöyle bir baktım. Gerçekten grafikler on numara. Oyun da güzel. Birkaç saat oynadıktan sonra sıkılmasam eminim devam ederdim bu oyuna da :)
  • Ve şimdi bombaya geldik! Assassins’s Creed 3. Serinin diğer oyunlarını oynamadım, pişmanım. Şimdi oynasam keyif almam çünkü üçüncü oyun diğer oyunlardan kat kat daha gelişmiş. Bu kadar gelişmiş bir oyundan sonra eski oyunlarını oynarsam onlardan keyif almayacağımı bildiğim için oynamadım. Bu oyuna bağlandığım kadar, bu oyunu sevdiğim kadar hiç bir oyunu sevmedim! Hasta oldum bu oyuna!

    Oyunun dövüş sistemi harika. Kavga sırasında sinematik gösterim cezbedici! Grafikler harika! Hikayesi zaten gerçek; Amerikan Devrimi. Canlandırdığımız karakter bir kızılderili. Safımız ise Amerika. Düşmanlarımız ise Tapınakçılar. Oyunda sadece tarihe şahitlik etmiyoruz, tarihi biz yazıyoruz! Çatıların ve ağaç dallarının üstünde dolaşmak, hayvan avlamak ve deniz görevleri muhteşem!Üç büyük harita; New York, Boston ve Frontier. Haritanın başından sonuna gitmek gerçekten çok uzun sürüyor.
  • Şu sıralar ise yeni başladığım online oyun olan LoL yani League Of Legends oynuyorum. Daha önceleri de bu oyunu ekran kartım olmadığı için oynayamamıştım. Şimdi acısını çıkarıyorum, saatlerce oynuyorum! :)
  • Bir de Minecraft var ki bu oyunu grafik açısından değerlendirmemek lazım. Çünkü oyun 8bit ve oyunda ki herşey küplerden oluşuyor. Ama oyunun grafiklerine aldanmayıp bir kere oynadınız mı asla bırakamazsınız.

Aslında Fry Cry 3 ,Medal Of Honor serisi, Hitman: Absolution gibi başka oynamak istediğim oyunlar da var ama indirmeye üşendiğim için oynayamıyorum :)

Benden bu kadar. Mimi Enes abiye gönderiyorum.

Kişisel

The Walking Dead izlemeye başladım başlayalı bana bi şeyler oldu. Düşünüyorum; Acaba gerçekten bir salgın olsa, yakınımdan herkes birer birer dönüşüp onları öldürmek zorunda kalsam neler olurdu? Acaba evin bodrum katını bir sığınak, bir zula haline mi getirsem? Salgın zamanında yakınlarımla birlikte hayatımıza sığınağımızda devam etsek, nasıl olurdu?

Salgının ilk günleri evimizde oturur, telaşlı telaşlı televizyon başında salgına bir çözüm bulunabildi mi acaba diyerek 7/24 haberleri seyrederiz. Bir kaç gün sonra televizyon yayınları durduğunda, radyo yayınları azalmaya başladığında korku giderek artar. Acaba bizimde gıdımızdan bir ölü koca bir parça alıp bizi öldürecek mi? Biz de dönüşecek miyiz?

ölü zombi

Bir sabah uyandığımda evden birinin dönüştüğünü görsem ne yaparım acaba? Gerçekten hayal ettiğim gibi onu öldürebilir miyim yoksa korkakça bir odaya ve ya dolaba saklanıp orada ölmeyi mi beklerim? Kötü senaryolara hazırlıklı olmak lazım, bize bir sığınak lazım!

Şehirde dönüşmeyen sadece ben ve bir kaç yakınım kaldığında, sığınağımızdan alabildiğimizce yiyecek ve cephane alıp daha güvenli bir bölgeye gidebilir miyiz acaba? Yollar arabalarla doluysa zor, motosikletle gitmek kolay ama tehlikeli. Üstelik pek fazla yiyecek ve cephane de taşıyamayız. Peki ya gideceğimiz yer daha tehlikeliyse? Yolda cephanemizi ve yiyeceklerimizi çalmaya kalkışan başka gruplar olursa? Yolda bir ölü sürüsüsü ile karşılaşırsak ne yapacağız?

Nereye gitsek ölüler var, hayatta kalanlar ise kendi gruplarını hayatta tutmaya çalışıyorlar. Bu yeni dünyada artık sadece ölülere karşı bir savaş yok, gruplar arasında da hayatta kalma savaşı var. Ne kadar çabalarsak çabalayalım elbet bir gün bizde yürüyen ölüler kervanına katılacağız…

Durmadan yürüyeceğiz, güvenli bir yer bulmak için. Belki bulacağız, ya da kendi güvenli bölgemizi kuracağız. Artık hayat çekilmez hale gelecek!..

Bu diziyi izleyipte izlemeyenlere karşı saçma, izleyenlere karşı ise eğlenceli gelen saçma hayaller kuran yoktur. Bazen Facebook’ta arkadaşlarımla bile kuruyoruz bu saçma ama eğlenceli hikayeleri.

Bazen ise zombi görmek isteyerek The Walking Dead‘in eski bölümlerini seyrediyorum ve ya fotoğraflarına bakıyorum.

Önceleri korkardım böyle şeylerden ama bu dizi beni çok değiştirdi hakikaten. Bir korkumun üzerine giderek onu yendim, ilk defa!

Kişisel

Aylar önce şu yazımda da sitedeki iletişim bölümünden bir evlenme teklifi aldığımı söylemiştim. Ee tamam, blog hayatımızda bazen böyle saçma olaylar ile karşılaşabiliriz. Ee ama kardeşim, bu olay bir değil iki kez olursa insanın da kafası atıyor tabi.

Diğer blog yazarı arkadaşlarıma sorduğumda “başınıza hiç böyle bir olay geldi mi?” diye “hayır” diyip, yaşadığım olaya şaşırarak gülüyorlar. Beni mi bulur bunlar hep!?

evlenme teklifi

Önceki evlenme teklifini gönderen kız mıydı yoksa erkek miydi bilmiyorum ama bunu gönderen sanırım erkek. Çünkü adı “Uğur”. Hadi kızdan alsak şu evlenme teklifini “gençliğin verdiği enerji işte… boşver” derdim ama evlenme teklifini gönderen erkek olunca bunu gençliğe değilde neye bağlamalıyım bilemedim…

Cevap yazıyorum laf sokarak, geri cevap da yazmıyor bu numuneler. Neyse efenim, artık bunları da böyle kabul edeceğiz…

Kişisel

Yine sevgili arkadaşım Furkan Özden‘den bir mim daha almışım. Artık alışkanlık halini almaya başlayacak mim yazılarım sanırım…

Bu mim biraz farklı. Mimde belirlenen bir konu hakkında yazmak yerine, belirlenen sorulara cevap vereceğim. Bakalım neymiş o sorular…

soru işareti

Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?

Asla duygularımla hareket etmem. Mantığım duygularımı yönetir. Bana göre duygular nefs, mantık ise ruh gibidir. Mantığımla duygularımı, yani nefsimi terbiye ederim.

Duygularımla ya da mantığımla hareket edecek olursam ilerde neler yaşayacağımı düşünürüm. Her düşünmem de mantığım duygularımı yönetir.

İnsanlar niye mutlu değiller? Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?

İnsanlar aç gözlülükleri yüzünden mutsuzlar. iPhone 5 kullanmayıverin, ne olacak!?

İnsanlar dinlerini unutmuşlar, şükretmeyi nerden bilsinler ki… Nüfus cüzdanlarında din olarak “İslam” yazar ama yaşadıkları hayatla İslam’ı lekeliyorlar.

Çok para harcayıp, keşke almasaydım ya da harcamasaydım dediğin bir şey var mı?

Darkorbit oyunu için kredi, vBulletin forum sistemi lisansı. Bu ikisi için çok param gitti. Ne işime yaradı? Hiçbirşey… Şimdi ben de aldığım fiyata satıp kurtulmak istiyorum.

Haklı olduğun bir konuda kendini savunur musun? Yoksa susmak adelet mi dersin?

Sonuna kadar savunurum! Ama bazen susmakta bir savunmadır, bakışlar yeter bazen…

Tok gözlü müsün? Yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?

“Her şey” değişir kişiden kişiye. Benim için her şey, şuan sahip oldularımdan fazladı değildir.

Cevaplar biraz kısa oldu, ama öz oldu. Ee ne yapayım yahu, sorular zordu! :)

Mimi Rıza Sabuncu, İsmail Görkem Kara, Tahsin Sungur, ve Emre Yıldırmaz ‘a gönderiyorum…

Kişisel

Yaklaşık iki yıllık blog hayatımda ilk defa mim yazıyorum. Kelimeler Benim‘in başlattığı ve Furkan Özden ve Usluer”in de beni mimlediği yazının konusu, yıllardır bilgisayar kullanan biz blog yazarlarının internet kullanma alışkanlıkları ve prensipleri

Ben biraz geç tanıştım bilgisayarla diğer blog yazarlarına göre ama çabuk öğrendim. İlk bilgisayarım 2005 yılında aldığımız 512 MB RAM’li, yine ekran kartsız, LCD bir monitör ve hala kullandığım klavyeyle birlikte gelmişti. Bu klavyeye öyle bir alışmışım ki başka klavyeleri kullanırken sıkıntı çekiyorum.

bilgisayar masası

  • Tarayıcı olarak tercihim Chrome’dur. Google daha iyisini yapana kadar bundan iyisi olamaz.
  • Bilgisayar başına oturduğumda sırasıyla blogum, Facebook, Twitter, Gmail ve yer imlerimde bulunan bazı siteleri açarım. Sekmelerin yeri ve sırası asla değişmez.
  • Olabildiğince az sekme ile çalışmaya çalışırım. Çünkü ne kadar çok sekme açarsam sekmelerin arasında kaybolup gitmekten korkuyorum.
  • Linkleri görebilmek için üye olmamı isteyen sitelerden hiç hazzetmem. Linkleri görebilmek için üye olmamı istemeyen bir site aramaya devam ederim…
  • Bilgisayar masamı olabildiğince düzenli tutmaya çalışırım.
  • Eğer bilgisayarımı benden başkası kullanmışsa ıslak mendille klavyeyi ve mouseu temizlerim.
  • Bilgisayar başında çay ve kahve yudumlamayı severim, ama masamda çay veya kahve olduğunu her zaman unutur, çay soğuyunca aklıma gelir ve soğuk soğuk yudumlarım.
  • Büyük harf yazarken asla Shift tuşunun kullanmam. Caps Lock candır :)
  • Bağlantıları farenin tekerine tıklayarak yeni sekmeden açarım. Bunu 1-2 yıl önce keşfettim eski mousumde böyle bir özellik olmadığı için.
  • Şarkı indirirken kalitesini dikkate alırım. 320kbps olmalı.
  • Film veya dizi izleyeceğimde arşiv yapmak gibi bir sıkıntım yoktur. Film izleme sitelerinden izlerim.
  • Bir başkasının bilgisayarını kullanırken eğer bilgisayar yavaş ise “Ne lan bu böyle?” deyip “CCleaner” indirir, sistemi az da olsa rahatlatmaya çalışırım…

Aslında daha çok alışkanlığım vardır ama şuan aklıma gelmiyor. Neyse, fazla zorlamayalım bozulacak şimdi.

Aslında bu yazıya bir çok kişi mimlerdim ama çevremde ki neredeyse herkes daha önce mimlenmiş. Mimlenmemiş sadece İbrahim Yüzer ve Ibolac kalmış.

Kişisel

Günümüzde her yaştan kişiye hitap eden sayısız online oyun var. İnsanlar saatlerce bu oyunlar başında vakit geçirip, charlarını geliştirmeye uğraşıyorlar. Parası olan, daha kolay ve hızlı gelişmek isteyen para ile oyun kredisi alıyor. Ee tabi, bu adamlar babalarının hayrına yapmıyorlar oyunları, değil mi? :)

online oyun darkorbit

Geçenlerde ben de oynadığım bir online oyunda ipin ucunu karçırıp fazla miktarda oyun kredisi çektim. Oyun kredisini çektiğim ilk hafta gayet eğlenceliydi. Kolaylıkla level atlıyor, hep sahip olmak istediğim şekilde bir chara sahip oluyordum.

Sonra ki hafta oyun kredisi suyunu çekmeye başlayınca ve oyunun bot kaynadığını görünce oyun için verdiğim paramın boşa gittiğini düşünmeye başladım. Ah şu botlar… Adamlar bir de hile için para harcıyorlar. Lanet onlara!

Oyunun yabancı serverlerine baktığımda ise hiç bot yok ya da çok az. Keşke charımı yabancı bir serverde açsaydım…

Sadece şu an oynadığım online oyunda değil, Türk insanının oynadığı bütün online oyunlarda durum aynı. Herkes hile yapıyor, herkes! Yaptıkları hileler ile oyuna yeni başlayan oyuncuların charlarını geliştirmelerinin zorlaştırıyor ve varsa oyunun ekonomik düzenini alt üst ediyorlar.

Eğer oyuna yeni başladığımda charımı yabancı bir serverde açsaydım oyun için verdiğim paraya pişman olmayacak, aksine oyundan zevk alacak, “ulan iyi ki almışım oyun kredisini hee!” diyecektim belki de kendi kendime… Olan oldu, yapacak bir şey yok.

Oyunu bırakmaya çalışacağım ve bir daha asla oyun için para harcamayacağım. Bu bana iyi bir ders olsun!..

Kişisel

Bir ay önce katılıp kazandığım çekilişte hediyem henüz yeni elime ulaştı. Geç oldu ama güç olmadı. Bardağım dolu tarafına bakmak lazım…

WordPress Tema Tasarımı Kitabı Kazandım

WordPress tema kitabı işime yarar mı bilmiyorum ama, öğrenmek hoşuma gidiyor. Bilgime bilgi katacak bu kitabı ilk yazılılar biter bitmez hemen okuyarak uygulamaya çalışacağım.

Kitabı kalın, interaktif CD hediyeli sanıyordum ama sandığım gibi değilmiş. Sadece 181 sayfa ve yanında hiçbir şey yok, kuru kuru gönderiyorlar öyle :) Yine bardağın dolu tarafına bakmak lazım, bunu bulamayanlar da var. Ya da “uff wordpress neymiş be slk :S” diyenler var… :)

Kişisel

Her kişisel yazımda “acaba arkadaşlarım bu yazımı görse benim hakkımda ne düşünürler?” diye düşünmekten bıktım. Bu satırları yazarken bile aklımda yine aynı düşünce var.

Blogumu ilk açtığımda, herkes duysun, herkes öğrensin, herkes okusun ve takip etsin istiyordum. Ama şimdi aksine, yüz yüze konuştuğum insanlar değilde, web aleminde tanıştığım kişiler takip etsin istiyorum blogumu. Çünkü bazen, kişisel yazılarımda, kimseye söyleyemediğim sırları yazıya dökerek, bir nevi içimi boşaltmaya çalışıyorum. Bazı arkadaşlarım yazılarımı okuyor ve “Nasıl bu kadar iyi yazabiliyorsun?” diyorlar. “Yazıyorum işte…” diyip geçiştiriyorum. Yazılarım hakkında konuşulmasını istemiyorum. Çünkü eğer konuşulursa, bu dilden dile yayılır ve anasayfada ki kişisel yazılarımı kaldırmak zorunda kalırım. Sadece anasayfadakileri kaldırsam yeter çünkü diğer kategorilere bakmazlar bile…

Blog Yazdığım İçin Utanıyorum

Galiba bu profesyonellikle alakalı birşey. Acemi bir kimse, yeni bir blog açtığında herkes duysun ister. Tıpkı benim gibi. Ama sonra, tüm hayatını bloguna aktarmaya başlayınca, blogunu herkese duyurmanın çok yanlış olduğunu, ama bunun bir geri dönüşü olmadığını anlar. Tıpkı benim gibi :) Evet, pişmanım. Keşke kimseye söylemez olaydım, bilmeysedi kimse…

İnsanlar blogunuzda yazdığınız yazılarda ki tavırlarınız ile, gerçek tavırlarınızı karşılaştırdığında, sizin çok başka biri olduğunu anlayabilir. İşte bu benim en çok korktuğum ve nefret ettiğim şey. İnsanların bana yazılarımı okuduktan”Sen neymişsin be abi!” tarzı laflar etmesi…

Okulda bazen derslerde bilgisayar ve web ile ilgili bir konu açıldığında, çoğu zaman mütevazi olur, lafa karışmam, tartışmaya girmem. Ama bazen öyle bir an oluyor ki, herkes gibi kendimi ispatlamak istiyorum. Mesela bugün, İngilizce dersinde “www” in açılımını söylememiz gerekiyordu kitapta. Hoca “bunu bilmiyorum, açın akıllı tahtadan bakalım” dedi ve Google’awww açılımı” yazdı. O an kendi kendime “www’in açılımı World Wide Web” dedim ve bunu yanımda ki arkadaşlarım duydu. “Söylesene oğlum hocaya, söyle!” dediler. Oysa ben dememeyi düşünüyordum. Acaba fazla mı mütevaziyim? Yada mütevazilik değilde, utangaçlık olabilir mi bu?

Neyse, hocaya açılımı söyledim ve hoca “aferin” dedi. “İnternetten anlıyor musun sen?” dedi. İşte bu da en çok korktuğum sorulardan bir tanesi. Şimdi, “Evet anlıyorum hocam” desem, arkadaşlarım bana “artiz” diyecekler. “Anlamıyorum” desem hem hocaya hemde kendime yalan söylemiş olacağım. “Arkadaşlar anladığımı söylüyorlar hocam” dedim. Gayet güzel bi cevap verdim ve yalanda söylemedim. Gerçekten, bilgimi kıskanmayan candan arkadaşlarım bunu rahatça söyleyebiliyorlar. Bilgi dedim de, pekte birşey bildiğimi düşünmüyorum. Alt tarafı bir blog açtım, ucundan HTML ve CSS öğredim biraz, bu. Sadece bu. Eğer diğerlerine göre daha fazla birşey biliyorsam da, bilgim hakkında konuşmaktan utanırım, konuyu değiştirelim lütfen :)

Bazen sınıfta arkadaşlar, “Akıllı tahtadan senin siteyi açalım hadi” diyorlar. “Sakın!” diyorum. Sırlarımı hergün aynı ortamda olduğum adamların öğrenmesini istemiyorum. Kimse istemez. Tek sorun sırlarım değil aslında, yazmak. Evet, yazdığım için de utanıyorum. Böyle bir becerim varken, becerimden utanıyorum ya, utanmama sebep olan insanlara yazıklar olsun!