Kişisel

Kişisel

Aylardır gördüğünüz bir kızdan arkadaşınızın “ısrarı” üzerine hoşlanmaya başlıyorsunuz. Sevmekte çok iyisiniz, onu aklınızdan hiç çıkaramıyorsunuz. Onu sevdiğinizi söylemediğiniz her gün içiniz içinizi yiyor ve Bengü’den Ağla Kalbim ve benzeri gibi şarkılar dinleyerek kendinizi iyice mahvediyorsunuz. Sevmekte iyiyiz demiştik, peki ya sevilmekte? Sevilmekte de iyi misiniz?

Sizin sevilecek neyiniz var ki? Yakışıklı mısınız? Kendinize göre dünyanın en yakışıklı adamısınız. Peki ya başkalarına ve ona karşı?
Ya davranışlarınıza ne demeli? Aklı başında ve ciddi biri misiniz? Sadece moraliniz bozuk ve sinirli olduğunuzda…

Böyle bir şeyi üçüncü kez yaşıyorsanız bir de, vay sizin halinize! Sevilmekte iyi olamamak, her yalnız kaldığınızda ağlamak istemenize sebep oluyor. “Neden sevilmiyorum” diye yüce yaranada ister istemez isyan ediyorsunuz.

Unutmaya çalışsanız o da olmaz. O, hayatınızdan çıkıncaya kadar onu unutamazsınız. O’nun 2-3 ay sonra hayatınızdan çıkacak olması, her gün bu duyguları yaşayacak olmanız, bir kez daha yüreğinizi parçalıyor.

utanmak, pişmanlık, utsuzluk

Tüm bunların üzerine bir de hayatınıza bilmem ne çocukları girip, darmadağın olmuş duygularınızı moralinizi bozarak iyice mahvediyor. Sinirleniyorsunuz… Küçüklükten gelen bir alışkanlık olarak durup dururken yine sinirden odaya kapanıp odayı dağıtıyorsunuz. Ağlamamak için kendinizi zor tutuyorsunuz. Çünkü eğer ağlarsanız, açıklamasını da yapmak zorundasınız. Ve bu sizi utançtan yerin dibine sokar.

Bu yazdıklarınızın belki her gün görüştüğünüz arkadaşlarınız tarafından okunup ertesi gün alay konusu olması aklınıza geliyor. Alay ediyorlar çünkü onlar gerizekalı! Onlar düşünemedikleri için yazamıyorlar da! Zaten düşünenlere ve yazanlara hep eziyet edilmedi mi? Bana da bu eziyetin yapılması benim için ayrıca şereftir.
Sizin olgunluğunuzu çekemiyorlar, çünkü onların sadece işe yaramaz bedenleri büyümüş, beyinleri değil!

Duygularımla oynandı, kendimi sevmekten alıkoyamadım yine. Ben bunları hakettim aslında… Her ne kadar dışarıdan duygusuz biri olarak görünsem de, içimde farklı bir dünya, farklı bir ben var!

Mutlu görünüp aslında mutsuz olmak kötü, gerçekten kötü, çok kötü! Herkesin sizi ne kadar mutlu olduğunuzu düşünürken aslında mutsuz olmanız kadar kötü bir şey yok şu dünyada…

Hadi şimdi ders çalış bu kafayla, ya da müzik dinle, ya da hiç bir şey yapma. Yapamassın ki! Bu kafayla hiç bir şey olmaz. Kafanın kenarında düşünceler yükseliyor ve gözlerinden yaş olarak geliyor…

Dün ki o çok beğendiğin Thrift Shop şarkısını dinle şimdi, tat alabilir misin dün aldığın tat kadar! Ne tadı, acı verir o şarkı. Çünkü o şarkıyı mutlu olmak için dinlediğini biliyorsun. Ama olmaz ki, şarkıyla nasıl mutlu olunabilir ki? Şarkılar duyguları kontrol edebilir mi?

İmam Hatip lisesine gitmenize rağmen namaz kılmazsınız aslında. Ama şuan öyle bir namaz kılasınız var ki, saatlerce namaz kılabilirsiniz belki. Hani bu kafayla bir şey yapılmazdı? Hani yaradana isyan etmiştik? Bu duygularla namaz ne alaka şimdi? Bilinmez ki ne alaka… Kılasınız var işte…

“Hey bir dakika, bu yazıyı da insan okuyacak!”. Başka nasıl anlatılabilir ki duygular, yaşananlar? Daha yazacak çok şey var aslında, çok! Ama yeter bu kadar be. Bu kafayla yazılan yazı da kaliteli olmaz ki zaten. Ama insan bu yazının başkalarına ulaşacağını bildiği için yazdıkça az da olsa rahatlıyor işte…

Herkesten, her şeyden nefret ediyorum! Fuck all, fuck everybody!!!  888banko ile oyun oyna.

Kişisel

Hayvanları severim… Herkes böyle der ama benim sözlerim gerçekten çok derinden geliyor… Özellikle kedi dediniz mi benim için akan sular durur :) Verin bi kedi gözüm gibi, ne gözü, canım gibi bakmazsam neyim? Zaten şu ana kadar bir çok kedi besledim, büyüttüm. Ha bir de köpek beslemiştim. Devamını Oku

Kişisel

Yeni bir mim dalgası daha… Bu mimde gerçekten güzel konulara değinileceği için yazıyı hemen yazmak istedim. Beni mimleyen Arda Erakman‘a teşekkürler…

İki yıldan fazla oldu blog yazmaya başlayalı… İlk yazımı 23 Nisan 2011 tarihinde yazmıştım. Peki iki yıldır yüzlerce yazı yazdım, elime ne geçti? İşte ben de bunu ilk defa bu yazıyı yazarken düşünme fırsatı buluyorum. Ama kısaca elime ne geçti diye sorarsam kendime, şöyle bi cevap verebilirim: Ufkum genişledi.

blog yazmak ne kazandırdı

  • Teknolojiye İlgim Arttı.

Blog yazmakla ne alakası var diyeceksiniz ama var. Blogumla ilgilenirken haliyle internet başında daha fazla vakit geçiriyordum. Bu süre içerisinde onlarca teknoloji yazısı ve haberleriyle karşı karşıya geliyordum ve artık bunları takip etmek benim işim oldu.

  • Web Tasarım ve Programlama

Blogger üzerinden blog yazarken blogum için sürekli güzel temalar arardım ama istediğim gibi bir tema bulamazdım hiç. Kendim yapmak istiyordum ama hiç CSS/HTML bilgim yoktu. Sonra nasıl olduysa kendimi tema editlerken buldum ve kendi Blogger temamı ortaya çıkarmıştım. Böylece temel ve en basit dil ile web tasarıma ve programlamaya da merak salmıştım bi aralar.

  • Dilinden Utanma!

Blog yazmaya başlamadan önce de Turkche konuşanlardan nefret ederdim ve halen de etmekteyim. İşte Türkçe blog yazarak, Turkche konuşmadığımı ortaya koydum. Ayrıca blog yazmak düşünme ve yazma berecimi de geliştirdi.

  • Yeni İnsanlara Merhaba!

Benim gibi blog yazan milyonlarca insan var ve bu insanlarla bloglarımız vasıtası ile tanışıp, bazıları ile iyice kaynaşıp kanka olabiliyoruz :) Artık yüz yüze görüştüğümüz arkadaşlarımızdan çok onlarla konuşur hale geliyoruz. İşte bu da blog yazmanın kazandırdığı güzelliklerden bir tanesi…

  • Proje Geliştirme ve Yürütme

Blog yazmanın yanı sıra internette farklı projelerim de oldu. Elbette bunları internette tanıştığım diğer blog yazarları ile birlikte yaptım. Projelerimiz çok sevildiler, ama elime yüzüme bulaştırıp kapattım ve bir daha asla yeni projeye girmeyeceğime dair kendime yemin ettim.

  • İçine Atma, Bloguna Yaz!

Blog yazmanın en güzel yanlarından biri de budur işte. Bazen dilimden dökmek istediğim, anlatmak istediğim onca şey oluyor ki.. İşte bu kimseye anlatamadıklarımı, anonim olarak bildiğim siz takipçi ve ziyaretçilerime yazarak rahatlıyorum.

————————————————————————————————————————————

Blog yazmak bana şimdilik sadece bunları kazandırdı yada şuan benim aklıma gelmiyor malesef. Tüm bu kazanımların yanında belki benden alıp götürdükleri de vardır blog yazmanın da ben farkında değilimdir. Neyse, hayırlısı be gülüm!..

Kişisel

Her geçen yıl daha hızlı geçiyor… Yine bir yaz tatiline kavuştuk Allah’a şükür ama içimde yaz tatilinin getirdiği o “yan gel yat” havası yok bu sene. Sebebi ise YSG.

Malum seneye şu lanet sınavlara ben de gireceğim. O yüzden bu yaz tatilini ders çalışarak geçiriyorum. Ben daha önce hiç bi yaz tatilinde okulla, ders ile ilgili hiç bi şey yapmamıştım. Bu sene okul kapanır kapanmaz hemen YGS‘ye çalışmaya başlayınca sanki okul kapanmamış, devam ediyormuş da okuldaki yazılılara hazırlanıyormuşum gibi hissediyorum. Devamını Oku

Kişisel

Beni takip edenler bilirler ki bir yıldır MOBA yani Multiplayer Online Battle Arena türünde oyunlar oynuyorum. LoL ve DotA2 desek daha iyi anlarsınız sanırım :)

MOBA türünü kısaca anlatacak olursak, 100+ hero içerisinden diğer 4 kişinin aldığı herolar ile uyumlu olmak üzere kendimize bir hero seçiyoruz. Oyun başladığında takımlar haritadaki üç farklı koridora dağılıyorlar. Rakibin koridor üzerindeki kulelerini yok ederek, ana binalarını yok etmeye çalışıyoruz.

Elbette bu bir takım oyunu. Her oyun 30-45dk sürüyor. Sonra yeni bir oyun, yeni bir macera. Sürekli aynı heroyu oynasanız bile sıkılmıyorsunuz çünkü her oyunda farklı bir macera yaşıyorsunuz.

Devamını Oku

Kişisel

Kim derdi ki 17 yaşına bastığın gün blogunda bunu yazacaksın diye… 14 yaşından beri blog yazmama rağmen ilk defa doğum günüm şerefine bir yazı yazıyorum. Aslında ne yazmam gerektiğini de bilmiyorum ama bu sene cidden bi şeyler karalamak istedim…

Yaş arttıkça hayat cidden sıkıyor. Seneye YGS’ye gireceğim ve benim gibi birisi başını bilgisayardan kaldırıp da nasıl o kadar ders çalışacak düşünmeden edemiyorum. Ama yapacağım! Sadece kendim için değil, en yakınlarıma bile neler yapabileceğimi göstermek için bunu başaracağım! Yakınımdaki insanların benden umutları yok ama varsın onlar hayal kurmaya devam etsinler ve Allah onları bu düşüncelerinden vazgeçirsin inşaallah! Devamını Oku

Kişisel

Bu hafta içinde yaşadığım tatsız bir olayı dile getirmek istiyorum…

Uzun zaman oldu burada teknoloji ile ilgili haber/yazı yazmayalı. Ama hep içimde yazma isteği vardı. Bu isteğimi başka bir blogda dindinmek istiyordum. Yeni bir blog açabilirdim ama vaktim yoktu, çok fazla ilgilenemem diyerek açmadım. Var olan bloglarda ücret karşılığında bunu yapmaya her daim hazırdım… Devamını Oku

Kişisel

Yaz tatilinin gelişiyle birlikte bu sene işe gitmiyorum. İlginçtir ki çok zorlanmıyorum bu aralar. Ama Ramazan’dan sonra yine iş için zorlanabilirim. Peki işe gitmeyip ne yapıyorum? Gördüğünüz gibi blogumla “ilginelenemiyorum”. Peki sebebi ne bunun? İşte bu: League of Legends

Ah ah!.. Nerden başladım şu oyuna. Yarıyıl tatilinde oynamıştım ilk olarak. İkinci dönemin başlamasıyla birlikte uzun bir ara vermiştim ve Nisan ayının ortalarında yeniden başladım. Hem de ne başlama!.. Öyle bir bağlandım ki dur durak bilmeden oynuyorum, sürekli, neredeyse 7/24.

Ben böyle değildim… Tamam, her yeni oyuna başladığım da belli bi süre oyundan aşırı keyif alırım, sürekli oynamak isterim. Ama bu istek hiç bu kadar şiddetli olmamıştı. Üç aydır bu istek dur durak bilmeden devam ediyorsa bende bi sorun var demektir. Galiba ben şuan bağımlılığın doruklarındayım.

Peki sürekli bu oyunu oynuyorsam bu yazıyı yazacak vakti nereden buldum? Orasını hiç sormayın işte!..

keep calm and blame it on the lag

Sabah yine 10’da kalktım, öğlen olunca cumaya gittim. Eve gelince hemen LoL‘e girdim arkadaşla ve ilk oyunda bozgun verdik. Neyse, moral bozmaya gerek yok, ikinci oyuna girdik ve bu oyunda bende lag sorunu oldu, oynayamadım, yine bozgun. Pisi pisine bozgun alınca sinirlenip TTNET‘i aradım çünkü lagin sebebi netteki yavaşlıktı.

TTNET‘e derdimi ilettim ama anlamadılar malesef. Lag sorununu internette oynadığım flash oyunların yüklenmemesi gibi anladılar. Ama en azından netimde bir yavaşlık olduğunu anladılar.

TTNET sorunumla ilgilenirken ben de bir oyun daha atayım dedim ve üçüncü oyuna girdim. İşte olan burada oldu. Oyunda netim düştü ve oyun oynayamadim. Bir kaç dakika sonra oyuna girdiğimde herkes bana küfür ediyordu ve oyun sonu herkes tarafından report edildim oyundan ayrıldığım için. Ve en kötüsü de; Yine TTNET yüzünden oyundan 24 saat süreyle engellendim. Yine… :(

Eğer TTNET yüzünden bu oyundan düşmelerim devam ederse daha uzun süreli cezalar alacağım ve gerekirse TTNET ile Riot Games‘in görüşmesini sağlamaya çalışacağım sorunun bende olmadığını anlayıp cezamı kaldırmaları için. Bunu cidden yapabilirim.

Neyse bir yanda da iyi oldu. Hani her şeyin bir sebebi vardır derler ya işte vardır bunun da bir sebebi. Oyuna giremediğim süre içinde Hızlı ve Öfkeli 6‘yı izleyebilirim. Oyun yüzünden vakit bulamıyordum…

Ceza aldığım tarih: 5.7.2013 15:43
Cezamın açılacağı tarih: 6.7.2013 15:43

Aslında başlık şöyle de olabilirmiş ama bunu açıklama olarak yazdım: “TTNET yüzünden oyundan düştüğü için ban alan gencin dramı…”

Kişisel

İkinci dönemin başlaması ile yine geometri derslerinde o en nefret ettiğim, ilkokuldan beridir hiç anlamadığım ve başarılı olamadığım konu “Üçgenler” e geldik. Gelmez olaydık!..

Bu konuyu sevmememin birinci nedeni anlamamamdır. Evet, hiç anlamıyorum, hem de hiç! Soruda x‘i bulun diyor ve bütün işlemleri üçgen üzerinde gerçekleştirerek sonucu 2√3, 2/3 vb. gibi olan saçma sayılar olarak buluyoruz.

üçgenler

Üçgenler‘i sevmememin ikinci nedeni ise bunların hayatta hiçbir faydası olmayacağıdır. Tamam, bu konular bana puan sağlayacak, geleceğim üçgenlere bağlı ama hayatta nerde kullanacağım bana söylesin biri! Parabolu, Trigonometriyi, Polinomu, Fonksiyonu, Mantığı, İntegrali, Kümeleri vs. vs. bile hayatta kullanacak bi yer buluruz elbette ama üçgenleri hayatta kullanabilecek bir yer bulamayız.

Birinci dönem, dönem ödevim geometriye vurduğu için üzülmüştüm çünkü geometrim 4’tü. Ama şimdi iyiki de ödev geometriden vurmuş diyorum. Çünkü bu sene de geçen sene olduğu gibi geometri yazılısından “10” alacağım belli :)

Kişisel

İşi bilmeyen çok hoca var be! Maaş olarak aldıları para haram bana göre. Öğrenci “yatarak” sınıf geçebilir, ama bir öğretmen yatarak maaş almamalı. Aldığı maaşı son kuruşuna kadar haketmeli!

Bazıları vardır ki bunca yıldır öğretmendir ama ders işlemeyi bilmez. Haa yazılıda da ders anlatamadığı için kolay sorar, orası ayrı.

Kimisi sınıfta otoritesini koruyamaz, birini seçer ve “oğlum konuşanları yaz” der. İşte bu en gıcık olduğum hoca tipidir. Sınıfa söz geçiremeyen, aşırı söz geçirmeye çalışan hocalardır bunlar da. Hele o seçtiği kişi de gıcıksa, vay halimize!..

ruh hastası hoca

En gıcık olduğum hoca tiplerinden biri de “yok yazanlar“dır. Ah pardon! Yazmıyorlar, yazdırıyorlar! Bunun için de bir arkadaş seçip, “oğlum konuşanları yok yaz” der. Gerçekten de o adam en ufak bir ses çıkarsa bile yok yazılır. Hele bir de son ders yok yazılıyorsa, işte bu çok koyar!

Kimisi de derste aktif olanlara artı verdirir yine birini seçip ama o artılar sene sonu unutulur gider. Hiç bir önemi kalmaz. İşte bu yüzden derste aktif olmam, sırf artı almak için aktif olanlara uyuz olurum, kendimi derste değil, yazılıda gösteririm! Ve o derste onlarca artı almış kişiler ise hiçbir şey yapamazlar!

Kimisi derste uyumaya izin verir, kimisi “dik dur ulan!” der. Kimisi küfreder, kimisi melek gibidir, sınıftaki andavallar yüzünden o da gün geçtikçe değişir, diğerleri gibi yapmacık kaba biri olarak karşımıza çıkar. Ee haliyle de şekliyle uyumsuz bir karakter oluverir.

Kimisi adeta “ses hastasıdır“. En ufak bir seste celallenir, dersin yarısı hocanın bağırıp çağırmasıyla geçer ve o dersten hiçbir verim alınamaz.

Bu hocalarla mı biz geleceğimiz şekillendireceğiz!? Tamam, her şeyi hocaya bağlamamak lazım, sonuçta iş bizde bitiyor. Ama imam osurursa cemaat sıçar demişler, değil mi?