Archives

Videolar

Düşünsenize The Walking Dead‘ın böyle bittiğini. Herkes ölmüş, geriye bir tek Rick ve bebeği Judith kalmış. Rick zombi olacağını düşünüp aynen bunun gibi kendini bebeğinin bineği yerine getirmiş. Ne güzel olurdu, değil mi?

Adamı da takdir etmek gerekiyor doğrusu. Gerçekten çok zekice hareket ediyor. Başkası olsa bebeği arabanın içinde bırakıp arabanın güvenliğini sağlayıp öylece bırakabilirdi belki de.

Hava & Su

Bu kez -bence- süper bir araştırma ile karşınızdayım!..

Dün bir haber sitesinde Evliya Çelebi‘nin Cadıları ve Vampirleri gördüğünü iddia ettiği, Seyahatname‘sinden alıntılarla yazılmış iki haber gördüm. Başta inanmayarak haberi “Hadi canım ordan” gibi tweetlerle paylaştım. Bu tür şeylerin tamamen uydurma olmadığına inanmak istemediğim için “Acaba!?” diye düşünerek bir araştırma yapmaya karar verdim… Bulduğum sonuçlar, gerçekten sizi de çok edecek!..

evliya çelebi

Öncelikle biraz Evliya Çelebi‘den bahsedelim, kimdir bu Evliya Çelebi?

Evliya Çelebi, 1611 yılında İstanbul‘da doğmuş, Arapça, Farsça, Rumca ve Latince bilen bir hafızdır.

Nerden gelmiş bu seyyahlık merakı?

Birgün rüyasında Hz. Muhammed‘i görür ve “Şefaat ya Rasulallah!” demesi gerekirken heyecandan şaşırır ve “Seyahat ya Rasulallah!” deyiverir. Hz. Muhammed tebessüm ederek Evliya Çelebi‘ya şefaati de, sehayati de müjdeler. İşte seyyahlık bu noktadan sonra başlar. 70 yılı aşkın ömründe 51 yıl boyunca 257 şehir, 7 iklim ve 18 padişahlık gezip görmüştür.

Sehayatname hakkında…

Evliya Çelebi‘nin Seyahatname’si 10 ciltten ve 4000 sayfadan oluşur. Seyahatname bizler tarafından unutulduğu dönemlerde, Avrupa‘da 1830 yılında bulunur.

Burada dikkat etmeniz gereken nokta -henüz vampirlerden ve zombilerden bahsetmedik ama- vampirler, zombiler ve cadılar tamamen Avrupa‘lıların uydurmasıdır? Uydurma mı!? Emin miyiz!

Evliya Çelebi’nin Gördüğü Cadılar

Evliya Çelebi, şu an ki Bulgaristan‘ın bir köyüne gezmek için gitmiştir ve gece evinde dinleniyordur. Aniden şimşekler çakmaya başlar ve gürültüler kopar. Evliya Çelebi neler olduğunu köylüye sorar ve köylüler şu cevabı verir: “Her yıl bir gece böyle karakoncolos gecesi olur. Çerkez cadıları ile Abaza cadıları vuruşurlar.

cadı

Evliya Çelebi korkmadan bu inanılmaz olayı görebilmek için evinden dışarı çıkar. 70-80 köylü ile birlikte cadıların vuruşmasını izlemeye başlarlar…

Gökyüzünde Çerkez cadıları büyük ağaçlara, teknelere ve hasırlara binmiştir. Abaza cadıları ise sığır, deve ve başka hayvanların da cesetlerine binmişlerdir. Ellerinde deve kelleri ve yılanlar vardır. Bir yanda Çerkez cadıları, diğer yanda Abaza cadıları sabah horozlar ötüşünceye kadar vuruşurlar.

Vuruşma sırasında gökten yere sığır, deve ve insan uzuvları ve cadıların bindiği binekler yağdığı görülür.

Çerkez cadıları Abaza cadılarınının kanlarını emerek öldürürler ve sonra da ateşe atıp yakarlar. Bu size bir şey hatırlattı mı? Vampir ya da Zombiyi?

İnsan Kanı İçen “Ölü” Cadılar (Zombiler)

Cadıların vuruştuğu bu karakoncolos gecelerinde yeryüzünde de hedefi insanlar olan iki çeşit cadı türü vardır. Bunlardan biri de “Ölücadılardır.

zombi

Ölü cadılar, karakoncolos gecelerinde mezardaki bir cesedin bedenine girer ve bir insanın kanını emerek onu hasta eder. Köylüler hasta adamı iyileştirmek için bir “cadıcı” bulup bedenine girilen, toprağı eşilmiş mezarı bulurlar ve insan kanı içtiği için gözleri kan çanağına dönerek pörtlemiş cesedi dışarı çıkarıp böğrüne bir kazık saplarlar ve ardından bu bedene başla cadılar da musallat olmasın diye cesedi yakarlar.

Cesede kazığın saplanması ve ateşe verilmesiyle birlikte kanı emilen hasta iyileşiverir.

“Yaşayan” Cadılar (Vampirler)

Bir de halkın arasında yaşayan cadılar vardır ki kudurup bir insanı çekip tutar ve kanını emer. Kanı emilen insan hasta olur. Cadı ise yine köylüler ve bir “cadıcı” ile aranmaya başlar. “Peki nasıl bulunur?” diyecek olursanız; Onun da gözleri kan içtiği için kan çanağına dönmüştür adeta.

vampir

Cadıyı buldukların üç gün üç gece zincire vururlar ve sonunda cadı yaptığını itiraf ettiğinde onunda böğrüne bir kazık çakılır. Böğründen çıkan kanı hasta insanın yüzüne gözüne sürerler ve hasta şifa bulur. Cadı ise ateşe verilip yakılır.

Daha nice şeyler vardır aslında… Çizgi filmlerde olduğu gibi kazanda büyü yapıp çeşitli canlılara dönüşebilen büyücü cadılar ve emrindeki çocuklar, büyücü insanlar

Yazının başında da dediğim gibi; Bu çizgi filmleri hazırlayanlar da, Seyahatname‘yi bulanların da Avrupalı‘lar olması insanı düşündürüyor.

Haydi şimdi varın bir daha düşünün bu yaratıkların hepsi uydurma mı diye…

Ve bir şey daha!.. Günümüzde de karakoncolos geceleri yine yaşansa, insanlar zombiler ve vampirler tarafından hastalansa nasıl olurdu? Böyle bir dünya hayal ettiniz mi hiç? Ben ettim. Bkz: Ölüler İle Yaşamaya Alışmaya Çalışıyorum!..

Kişisel

The Walking Dead izlemeye başladım başlayalı bana bi şeyler oldu. Düşünüyorum; Acaba gerçekten bir salgın olsa, yakınımdan herkes birer birer dönüşüp onları öldürmek zorunda kalsam neler olurdu? Acaba evin bodrum katını bir sığınak, bir zula haline mi getirsem? Salgın zamanında yakınlarımla birlikte hayatımıza sığınağımızda devam etsek, nasıl olurdu?

Salgının ilk günleri evimizde oturur, telaşlı telaşlı televizyon başında salgına bir çözüm bulunabildi mi acaba diyerek 7/24 haberleri seyrederiz. Bir kaç gün sonra televizyon yayınları durduğunda, radyo yayınları azalmaya başladığında korku giderek artar. Acaba bizimde gıdımızdan bir ölü koca bir parça alıp bizi öldürecek mi? Biz de dönüşecek miyiz?

ölü zombi

Bir sabah uyandığımda evden birinin dönüştüğünü görsem ne yaparım acaba? Gerçekten hayal ettiğim gibi onu öldürebilir miyim yoksa korkakça bir odaya ve ya dolaba saklanıp orada ölmeyi mi beklerim? Kötü senaryolara hazırlıklı olmak lazım, bize bir sığınak lazım!

Şehirde dönüşmeyen sadece ben ve bir kaç yakınım kaldığında, sığınağımızdan alabildiğimizce yiyecek ve cephane alıp daha güvenli bir bölgeye gidebilir miyiz acaba? Yollar arabalarla doluysa zor, motosikletle gitmek kolay ama tehlikeli. Üstelik pek fazla yiyecek ve cephane de taşıyamayız. Peki ya gideceğimiz yer daha tehlikeliyse? Yolda cephanemizi ve yiyeceklerimizi çalmaya kalkışan başka gruplar olursa? Yolda bir ölü sürüsüsü ile karşılaşırsak ne yapacağız?

Nereye gitsek ölüler var, hayatta kalanlar ise kendi gruplarını hayatta tutmaya çalışıyorlar. Bu yeni dünyada artık sadece ölülere karşı bir savaş yok, gruplar arasında da hayatta kalma savaşı var. Ne kadar çabalarsak çabalayalım elbet bir gün bizde yürüyen ölüler kervanına katılacağız…

Durmadan yürüyeceğiz, güvenli bir yer bulmak için. Belki bulacağız, ya da kendi güvenli bölgemizi kuracağız. Artık hayat çekilmez hale gelecek!..

Bu diziyi izleyipte izlemeyenlere karşı saçma, izleyenlere karşı ise eğlenceli gelen saçma hayaller kuran yoktur. Bazen Facebook’ta arkadaşlarımla bile kuruyoruz bu saçma ama eğlenceli hikayeleri.

Bazen ise zombi görmek isteyerek The Walking Dead‘in eski bölümlerini seyrediyorum ve ya fotoğraflarına bakıyorum.

Önceleri korkardım böyle şeylerden ama bu dizi beni çok değiştirdi hakikaten. Bir korkumun üzerine giderek onu yendim, ilk defa!

İzledim-İzliyorum

Geçtiğimiz günlerde Yürüyen Ölüler kitabı elime ilk geçtiğinde heyecanla yazdığım yazıda biraz The Walking Dead‘ten de bahsetmiştim…

Dizinin üçüncü sezonunun başlaması ile artık The Walking Dead hayranları pazartesi sendorumu yaşamıyor, aksine, pazartesi günlerini iple çekiyor. Çünkü The Walking Dead‘ın yayın günü pazartesi.

The Walking Dead‘i bu senenin başlarında ikinci sezon yayınlanırken izlemeye başladım. Yanlış anlamayın, ikinci sezonun yayınlandığı sıralarda, ben ilk sezonu indirip izlemekle meşguldum :) İlk sezonda sadece altı bölüm olduğu için ikinci sezona ulaşmam kısa sürdü.

İkinci sezon 13 bölüm sürmüştü. Tam da The Walking Dead‘e tam bir bağımlı olmuşken sezon bitti. Aylar sonra üçüncü sezon başladı…

İkinci sezonun sonlarında kış geliyordu, üçüncü sezonun ilk bölümünde ise kış atlatılmış bile. Tüm kış yine zombilerden kaçarak, bir çok kalacak yer değiştirerek geçmiş. Yine yaz sıcağının altında zombilerle büyük bir mücadele var.

İzliyorum: The Walking Dead

İkinci sezonda Dale bir zombi tarafından karnı oyularak ölmüştü. Dale’in ölmesine herkes kadar bende üzülmüştüm. Çünkü Dale diğerlerinin yanı sıra daha fazla pozitif düşünüyordu. Bu da Dale’i farklı kılıyordu…

Üçüncü sezonun ilk bölümünde ise Hershell’in ayağını zombi ısırması sonucu hastalık tüm vucuduna yayılıp o da zombiye dönüşmesin diye Rick, Hershell’in ayağını kesmek zorunda kaldı. Hershell’in ayağını zombi ısırdığı an üzüldüm, cidden üzüldüm. Hershell’de ölürse kadro daha da azalacaktı ve dizinin pek bi heyecanı kalmayacaktı. Hershell her ne kadar pasif bir karakter olsa da The Walking Dead‘te insanlardan çok zombi görmek bazen rahatsız edici olabiliyor… Ama sonraki bölümde ya da bölümlerde Hershell’in de öleceği kesin.

Ne çok kişi öldü lan! Ve daha ölmek için sırada bekleyen çok kişi var. Neyse, belki, birileri gider, birileri gelir.

Velhasıl-ı kelam, izleyin bu diziyi!.. :)

Okudum-Okuyorum

Severek izlediğim -ki zaten sevmediğim bir şeyi izlemem- The Walking Dead dizisinin, bu yıl Ağustos ayında çıkan ilk kitabı. Sonunda aldım ve okuyorum.

Aslında Kuran dersi için Yasin ezberlemem gerekiyor ama bu kitap beni alıkoyuyor. İki arada bir derede kaldım yine…

Kitaba zor ulaştığım için kitaba gözüm gibi bakıyorum. Hatta yıpranmaması için şeffaf kap kağıdı ile kaplardım kitap kaplamayı bilseydim :D

Kitap 456 sayfa ve bu beni üzüyor. 456 sayfa dediğin nedir ki. Ben bunu bir haftada hatim ederim. Neyse, yavaş yavaş okuyalımda hemen bitmesin…

Okuyorum: Yürüyen Ölüler

The Walking Dead‘ i bu yılın başlarında ikinci sezon yayınlanırken izlemeye başladım. Tabii izlemeye ikinci sezondan başlamadım, önce birinci sezonu hatim ettim, ardından ikinci sezon da final oldu ve yaklaşık bir ay sonra üçüncü sezon başlıyor.

İzleyenlerin benim gibi bağımlısı olduğu The Walking Dead ilk başta sadece bir çizgi romandan ibaretti. Yetmedi dizisi çekiliyor ve yine yetmedi romanı çıktı. Hatta bu da yetmedi oyunu çıktı ve bir oyun daha geliyor.

The Walking Dead yani Yürüyen Ölüler‘in yazarı aynı zamanda da dizinin yazarı ve yapımcısı oluyor. “Robert Kirkman“. Bu adam zombi hikayeleri konusunda tam bir uzman. Tek eseri The Walking Dead değil, bir kaç eseri daha varmış. Onları da okurum belki ama tabii onlarda sadece bir çizgi romandan ibaret değilse…

Kitabın arka kapağında ise şu satırlar yer alıyor…

Tüm dünyada heyecanla izlenen Yürüyen Ölüler dizisinin ilk romanı sizlerle! “Serinin hayranları için müthiş bir haber! Ama dikkatli olun, çünkü Kirkman’ın zombi hikâyelerinin tadını bir kez alan, bir daha bırakamaz!”
The Ossuary

Her şey dönüşümle başlamıştı. Bildikleri o eski dünya yok olmuş, küllerinden dev ölü kentler doğmuştu. Tüm sevdikleri tek tek dönüşüyor, her geçen gün içlerinden birileri yürüyen ölüler kervanına katılıyordu. Bu yeni ve acımasız dünyada hayatta kalabilmek, âşık olabilmek mümkün müydü?Bu dünyada artık korkuya, ümitsizliğe, sevgiye yer yoktu! Zombilerle savaşmaktan bitap düşen Philip Blake, duyguların şimdiki yerini, yani yersizliğini anladı. Eski dünyanın yıkıntıları ve ölüleri arasında canlı kalabilmeyi başarmak yalnızca bir şarta bağlıydı: duygusuzlaşarak o ölülerden biri olmak!