Archives

Kişisel

Aslında bu yazıyı uzun zamandır yazmak istiyorum ancak imamhatipler hakkında bazı andavallar yanlış düşünebilirler diye hep yazmaktan çekindim. Ama bugün yaşadığım bir olay üzerine yazmaya karar verdim…

İki yıl önce ilkokuldan mezun olduktan sonra ben de imamhatip mezunu olan ablam gibi hep imamhatip lisesine gitmek istemiştim. Bu yüzden SBS’den sonra tercih listeme sadece imamhatip liselerini yazmıştım. Ama hiçbiri tutmadı. Çünkü puanım 340 küsürdü. Ben de tercih ettiğim bir okulun anadolu olmayan bölümüne yerleşmek zorunda kaldım.

Okul güzeldi, yalnız bu imamhatip okuluna yakışmayan tiplerde vardı tabii. Bu tipler yüzünden ben okuldan soğudum ve “Nerden geldim bu okula ya” demeye başladım, herkes gibi… Bu sözlerimi evde de dile getirince diğer ablam “Bence sen meslek lisesine gitmeliydin, bilişim bölümüne” dedikçe ben pişmanlıktan yanıp tutuşuyordum adeta. Çünkü ablam haklıydı, benim Arapça‘ya yeteneğim yoktu, benim yeteneğim ve merakım bilgisayar üzerineydi… Meslek lisesine gitmediğim için kendimi bilgisayar konusunda pek geliştiremedim. Tek başıma ve kimseden yardım almadan ne kadar geliştirebilirdim ki kendimi?

utanmak, pişmanlık

Bugün ablamın dediklerini Tarih hocam da deyince bir kez daha pişman oldum. Olaylar şöyle gelişti…

Tarih dersinde hoca coğrafi keşiflerden önce de bilinen hayvanlardan bahsederken bir de “Pardus” dedi. “Bunun işletim sistemini de yaptılar, hatta TUBİTAK geliştiriyor” dedi. Kimse hocanın dediklerinden bir şey anlamadı. Hatta yandaki arkadaşım “Ne diyor bu ya!?” dedi. Hoca baktı ki bu konulardan bahsedince kimseden ses çıkmıyor “Var mı bu konulara ilgisi olan?” dedi. Bu sefer bilgimden utanmadan −Şu yazıyı okuyabilirsiniz “Blog Yazdığım İçin Utanıyorum…“− “Var hocam!” deyip el kaldırdım. “Gel bakalım buraya” dedi ve gittim…

Önce klasik sorular sordu bana, adın ne, nerelisin falan filan… Ve asıl soruya geldi. “Neler yapıyorsun bilgisayarda?” dedi. “Web sitemle falan uğraşıyorum” dedim. “Siten nedir?” dedi. “Hocam herkes bilsin istemiyorum, beni çekemeyenler dalga geçiyor” dedim ve söylemedim. “Peki başkar neler yapıyorsun?” dedi. “Bazı sitelere erişimi yarım saat falan durdurabiliyorum” dedim.  −Evet bu doğru :) − “Okulun senden haberi var mı?” dedi. “Yoo. Ne olacak ki haberi olsa?” dedim. “Okulun sitesi hiç güncellenmiyor sen ilgilenirsin.” dedi…

Ve işte o pişmanlığıma odun atan soruyu sordu. “Eee, sen -bu konularda bilgili ve meraklı isen- o zaman neden bu okula geldin? Meslek lisesine gitseydin ya.” dedi. “Bilmiyorum hocam, ben böyle hayal etmemiştim. Bu okula geldiğim için de pişmanım zaten” dedim her zaman dediğim gibi…

Evet, gerçekten de ben böyle hayal etmemiştim. Ben imam olmak istiyordum ki bu yüzden bu okula gelmiştim. Hala düşünüyorum bazen imam olmayı ama bazen de bilgisayar üzerine okumak istiyorum hala. “Neyse, bilgisayar üzerine de üniversitede okuruz artık” deyip kendimi avutuyorum pişman oldukça…

Gerçekten de ben, hayatımla, geleceğimle oynamışım!..

Umarım yazının ilk paragrafında ne dediğimi unutmamışsınızdır. Burada söz konusu olan imamhatip liseleri değil! Benim gittiğim imamhatip kötü olabilir, ama bunun nedeni okulun imamhatip olması değil, okuldaki “Bence bunlar okumamalı” diye düşündüğüm “serseri” lerdir!

Bu demek olmuyor ki her imamhatipte “serseri” ler var. Hayır! Çok kaliteli, Tıp Fakultesi’ni kazandıran imamhatipler de var burada elbette. Ama malesef ki benim gittiğim okul iyi değil, hiç iyi değil. Bir an önce mezun olup kurtulmak istiyorum bu okuldan.

Kişisel

Bir sabah, ablam ve annem bana “Kaç yaşındasın?” diye sordular. “6” dedim. Oysa o gün ben “7” yaşıma basmışım. “Okula başlayacaksın” dediler. Herkes gibi ben de başladım lanet olası okula…

İlkokul birinci sınıfta benden bir üst sınıf olan bir çete vardı. Komik gelebilir. Ama gerçekten bunlar çete gibi bir şeydi. 4-6 kişilerdi. Bunların bi lideri vardı. Dört gözdü ve uzun boyluydu. Bazen benimle arkadaşça sohbet eder, bazen de döverdi. Ben ise hiç karşılık veremezdim. Bana emirler verirdi, “Git şuna bi tane tekme at” derdi mesela. “Nasıl yapıcam?” falan derdim. Korkardım, tekmede atamazdım kimseye. Ben kavga edemezdim, dayak atamazdım…

Giderdim korka korka, dizlerim titreye titreye, o lanet olası tekmeyi atmaya… Okulun bahçesinde basketbol potasının altına toplanmış bir grup sekizince sınıf “abi” görürdüm. Onlardan yardım istemeyi düşünürdüm ama isteyemezdim hiç bir zaman.

O lanet olası çetenin lideri gelirdi, “Niye tekme atmadın lan!” diye döverdi beni. Bazen bu çete ile aynı sınıfta olan birkaç kişi gelir kurtarırdı beni bu çocuğun elinden. Döverlerdi onu. Ben ise izlerdim. Ve bana derlerdi ki; “Bir daha bu sana bir şey yaparsa bize gel“. Gidemezdim ben onlara hiç, dayak yerdim ben hep…

Hani Benim Çocukluğum Anne? -2

Birinci sınıfı hep dayak yiyerek geçirdim. İlk kez yaz tatilinin ne demek olduğunu anladım. Yaz tatilinde annemle birlikte bir camiiye gittik. Camii hocasına annem “Kuran kursu kaydı için gelmiştik” dedi. Hoca “Kusura bakmayın, bu yaştaki çocukları alamıyoruz” dedi. Annem uğraş verdi. “Alın, ne olacak? Çocuk birşeyler öğrensin” dedi. Ama hoca “Alamam, benim elimde değil” dedi.

İki yıl boyunce Kuran kursuna gidemedim ben. Aslında iki yıl sonra da almayacaktı beni ama yaşımı büyük gösterip aldı sonunda. Kuran kursuna gittim geldim hergün. Elimde küçük bir kitap vardı o zamanlar. Kitapta sure ve dualar yer alıyordu. O küçük kitaptan ezberledim kısa sure ve duaları…

Haftalarca kursa gittim-geldim. Sıkmaya başlamıştı… “Okul açılsa artık” diye düşünüyordum. Ama açılmıyordu bir türlü lanet olası okul!..

Ve bir cuma namazı çıkışında, yapmadığım bir şey yüzünden, yine dayak yedim!.. Yapmadığım bir şey yüzünden küçükte olsa, tek parça da olsa, canımı yakmamış olsa da, yapmadığım bir şey yüzünden yine dayak yemek, koymuştu bana bu sefer. O dayak, benim için bir dönüm noktası olabilirdi, ama olmadı…

Hani bana “koymuştu” ya o dayak, işte, artık daha fazla koymasın diye, sanki bir şey yapmışımda, o yüzden dayak yemişim gibi kendimi kandırmaya çalıştım. Ama başaramadım. Ve artık o dayak, canımı yakmaya başlamıştı. Neden yapmadığım bir şey için dayak yemiştim? Neden bir açıklama yapmama izin vermediler? Neden beni ezdiler? Neden!?

İlkokul 3. sınıftaydım sanırım. Son dersti. Hava kapalıydı. Sınıfın ışıklarını yakmıştık. Dersin son dakikaları hoca “Toplanabilirsiniz” dedi. Toplandım. Arkamdaki arkadaş beni dürterek rahatsız ediyordu, ben ona “Yapma!” dememe rağmen o yapmaya devam ediyordu. Hoca ise sınıfa gelen başka bir hoca ile konuşurken bize “Susun!” diyordu. Ama arkamdaki arkadaş hocayı dinlemedi, beni dürtmeye devam etti. Ona son kez “Yapma!” dedim masumca. Hoca “Ahmet! Gel lan buraya!” dedi. Korkuyordum. “Ama, ama hocam ben–“. Konuşmama izin vermedi. “Gel lan buraya” dedi yine. Gittim. “Niye susmuyon lan!” dedi. Tam konuşacaktım ki, diğer hocanın sesi yükseldi yanımdam hafifçe, “Yapma, yazık” diyordu ki, o daha lafını bitirmeden ben sol yanağıma, sert bir tokat yedim.

Yine aynı şey olmuştu. Yine yapmadığım bir şey için dayak yemiştim. Arkadaşlarım bana bakıyor, benim yüzüm, hem dayağın acısı ile, hem de utanç ile kıpkırmızı oluyordu. Dayak yememe sebep olan beni dürten arkadaş ise sessizce oturuyordu öylece…

Boğazım kasılıyordu. Sanki boğazım düğümleniyordu. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Derin derin nefes alıp veriyordum düğümü çözebilmek için. O anda zil çaldı ve düğümüm çözüldü. Ablamlarla birlikte, eve doğru yola koyulduk…

Devamı gelecek…

Kişisel

Her ne kadar çocukluğumun bazı dönemleri, herkesin yaşamak isteyeceği gibi geçmese de, ben, kimsenin yaşamak istemeyeceği olayları, sırf çocukluğuma dönüp, farklı düşüncelerle ile yeniden büyümek için, yeniden yaşamayı belki göze alabilirim…

Bu yazı çok uzun olacak. Bu yüzden bu yazıyı üçe böldüm. Ayrıca, her yazıda, Ahmet Kaya’nın “Hani Benim Gençliğim” şarkısı çalarsa, belki duygularıma daha iyi türcüman olabilir bu cümleler sizlere…

Küçüktüm… O zamanlar kirada oturuyorduk. Beş yaşlarındaydım. Büyük ablam okula giderdi. Diğer ablam ile biz sabahtan akşama kadar Atari’mizde Super Mario ve bilimum oyunları hatim etmeye çalışırdık. Çocukluğumun yarısı Mario’nun Prensesini kurtarmakla geçti diyebilirim…

Ablam okuldan geldiğinde ödev yapardı. Diğer ablam ve ben onun ödev yapmasına engel olmaya çalışırdık. Onu rahatsız ederdik. Veya ben ablamın kitaplarını okumaya çalışırdım. O zamanlar en sevdiğim harfler “a“, “e“, “i” gibi sesli harflerdi. Bu harflari severdim çünkü sadece bunları bilirdim.

Hani Benim Çocukluğum Anne?

Birde rakamları bilirdim. 0‘dan 10‘a kadar sayabiliyordum. Benden bir yaş küçük olan kuzenim ise sadece 4‘e kadar sayabiliyordu.

Ablamın kitaplarının sayfa numaralarını okumaya çalışırdım. 1. sayfadan başlar, 10. sayfaya kadar sayfaları çevire çevire sayardım. 11. ci sayfaya geldiğimde kalırdım öylece. “Onbir” demezdim de “Bir bir” derdim. Her zaman sorardım ablama “Bu kaçtı?” diye.

Zaman sonra, diğer ablam da okula başladı. Artık iki ablam da okuyordu. Sıra bana geliyordu. Babam hergün aynı soruyu soruyordu bana; “Okula gidecek misin?

Ben ise “Hayır” derdim. Hergün sorulan o aynı soruya ben de hergün aynı cevabı veriyordum. Çünkü hergün okula gitmektense sabahtan akşama kadar Atari oynamak daha eğlenceliydi.

Ev almıştık başka bir semtte. Taşındık oraya. Çok sevmiştim o evi. Şu an o ev bi sokak ötemizde. Ev, şu an ki evimiz gibi 3+1 di. Önce ki evimizden daha güzeldi bu ev. Kendimize ait bahçemiz vardı kocaman. Yeni dikilmiş fidanlarımız vardı bahçemizde. Büyütemedim o fidanları. Ya da büyümüşlerdir belki şimdi. Büyümüşlerse bile, onlar hala benim için bir fidan. Ne kadar zaman geçerse geçsin, büyümeyecekler onlar…

Nedendir bilinmez, babamın kararı ile cadde üzerinde ki, şu anki evimize taşındık. Bu evimizde diğer ev gibiydi. Her şeyi aynıydı. Ufak tefek şeyleri hariç… Bu evin sevdiğim yanları da vardı sevmediğim yanları da… Yıllardır bu evde oturmamıza rağmen, ben hala, bu evden farksız olan önceki evimizi istiyorum. Orda oturmak, orda yaşamak istiyorum…

Sabahları erken kalkar, ablamlar okula gider gitmez hemen otururdum televizyonun başına. Her kanalı gezer, çizgi film arardım. Saatlerce zap-zup yapardım. Bulamazdım bazen izleyecek bir çizgi film. Giderdim, Atari oynardım. Ama hep aynı oyunları oynamaktan sıkılmıştım. Yine giderdim çaresizce televizyon başına, çizgi film aramaya…

Temel Reis, Bugs Bunny, Daffy Duck ve herkesin bildiği ama şuan adı aklıma gelmeyen diğer karakterler… Çocukluğumda bunlar arkadaşımdı benim. Bunlar arkadaşımdı çünkü hiç canlı arkadaşım yoktu benim. Hiç top oynamadım ben sokakta küçükken, bisiklette sürmedim. Daffy Duck izledim ben, sadece izledim…

Devamı gelecek…

Kişisel

Yaz tatilinin ardından tekrar okul açılıyor. Ne de çabuk geçti o özlenen günler… Özlenen günler geride kaldı, şimdi hem özlediğimiz, hemde özlemediğimiz günlere geldik.

Son iki haftadır okulun açılmasına kalan günleri sayıyorum. Düşünüyorum, bir yandan arkadaşlarımı, diğer yandan ise dersleri. Dersleri düşündükçe içime bir kurt düşüyor, stres basıyor. Sonra düşünmeyi bırakıyor, herşeyi akışına bırakıyor, “hayırlısı be gülüm” diyorum :)

Herkes diyordur “bu sene çok çalışıcam” diye ama hiçbir zaman öyle olmuyordur. Bende öyle diyorum. Bunu geçen sene de demiştim. Ama ne yaptım? Çalıştım mı? Hayır. Okulun ilk günleri biraz çalıştım sadece, sonra sıkıldım ve sadece yazılı olduğunda ders çalıştım. Ama düşündüm de, sadece yazılı olduğunda çalışmakla olmuyor. Gerçekten olmuyor! Pişmanım şuan çalışmadığıma…

Çok Çalışmalıyım!

Bu sene de pişman olmamak için çalışacağım! Yazılılardan düşük not alıp strese girmemek için çalışacağım! Geleceğim için çalışacağım!

Çalışmak için bilgisayara ve bloguma daha az vakit ayırmalıyım. Günde bir yazı bile yetmeyen bir tanecik takipçilerim, artık yine eskiden olduğu gibi “haftada bir” lik plana alışsanız iyi olur :)

Bence sizde bilgisayara ve bloglarınıza daha az vakit ayırın, özellikle de liseye yeni başlayacak arkadaşlar. Çünkü lise zordur, lise 1 daha da zordur. Bir yandan yeni ortama alışmaya çalışıyorsunuz, diğer yandan da yeni derslere aşina olmaya çalışıyorsunuz. Bu süreçte derslerinize daha çok vakit ayırın. Zaten sonraki sınıfta kendinizi yine başka bir ortamın içinde bulabilirsiniz bölüm seçtiğiniz için. Bu sınıfta da yine aynı şeyleri yaşayacaksınızdır. Hem yeni ortam, hem de dersler

Velhasıl’ı kelam, hep bareber oturuyoruz, eşşek gibi çalışıyoruz! :)

Foto Galeri

Summer is over, or back to school… Yani yazar burada demek istemiş ti: Yaz Tatili bitti, okula geri dönüyoruz

Ve bu yüzden ölmek isteyen bir ergen… O kadar da abartılacak bir şey değil aslında. Her sene tekrarlanan bir döngü…

Summer Is Over - Yaz Tatili Bitti

Kişisel

Benim için yaz tatilinin ilk haftası güzeldir. Okul yeni kapanmış, tatil yeni başlamıştır. Okulun son haftaları “yaz tatilinde şunu şunu yapıcam” diye anlatınları gerçekleştirme çabası içinde olur herkes…

Peki ben yaz tatilinde ne yaparım? Yaz tatillerim nasıl geçer?

Yaz tatilinin ilk haftası mutlaka köye giderim. Köyde dedemin tarlalarında vakit geçiririm. Ağaçlara tırmanır, dalından meyve yerim. Ağaca çıkıp yemek gerçekten çok keyifli oluyor benim için fakat keyfimi bozan böcekler var. Ağaçların dalları arasında dolaşan iğrenç, küçük böcekler.

Ağaca tırmanmışım, üstümde t-shirt var, o böceklerden biri t-shirtün altından bi girse, ya bi yerimi ısırsa. Hadi o böceklerden biri zehirliyse! Düşününce bile kötü oluyor insan.

Neyse işte ilk bir hafta böceklerle ve ağaçlarla geçtikten sonra eve dönüyorum ve babamın yanında işe başlıyorum. Ramazan ayına kadar çalıştıktan sonra Ramazan’da oruç tutarken zorlanmamak için bir ayı evde geçiriyorum.

Ramazan ayından sonra ise, okulun açılmasına kaç gün kaldığını saymaya başlıyorum. Ve bu noktasan sonra artık yaz tatilinden keyif alamaz oluyorum. O ilk hafta gibi olmuyor hiçbirşey. İçimde ki yaz tatilinin getirdiği huzur ve mutluluk kayboluveriyor.

Aslında yaz tatilinde bazen okulu da özlemiyor değilim. Bazı olaylar oluyor ki “okul bi açılsa artık ya” diyorum kendi kendime. Bazen çokta sıkıcı ve çekilmez de olabiliyor yaz tatilleri benim için. Hem okul açılsın istiyor, hemde açılmasın istiyorum. Yani bi yanım tuz, bi yanım şeker…

Sonra okul açılıyor ve yine bir yanım tuzken diğer yanım şeker oluveriyor. Dersler sıkıyor, ama okuldaki arkadaş ortamı pahabiçilemez :)

Ve işte burasıda yaz tatilimin ilk bir haftasını geçirdiğim köy :)


Daha Büyük Görüntüle

…ve sonunda evimdeyim. Kavuştum bilgisayarıma!

İki haftadır hiç bilgisayar başında oturmadım. Aslında imkanım vardı ama vaktim yoktu. Çünkü çalışıyordum amcamın yanında.

Evdeki tamirat nedeniyle gitmiştim aslında amcamın yanına. Henüz tamirat bitmedi ama ben sıkıldım geldim eve. Eve geldik gelmesine ama burada da babamın yanında çalışmaya devam edeceğim :( Ulan ne sıkıcı yaa!.. Umarım ramazanda da çalıştırmazlar lan beni.

 

Tamı tamına 21 gün oldu bloga yeni yazı girmeyeli. Ee tabi 21 gün yazı girmeyince Alexa’a da baya gerilemişiz. Umarım bu durumu telafi edip eski sırama yükselebilirim Alexa’da.

Ulan okul varken daha çok ilgilenebiliyordum lan blogumla. Yaz tatilleri daha zor benim için. Sevmiyorum lan bezen hiç şu yaz tatilini. Okul açılsa bir an önce diyorum. Neyse boşver…

Özet olarak Kralizasyon ve Kralizasyon blog hala burada, yeni yazılar yakında!

Kişisel

Allah aşkına şu güvenlik koduna bakar mısınız! Neden bu kadar zor yaparlarki bu güvenlik kodlarını anlamam ki. Downlaod sitelerindeki güvenlik kodlarından bile daha zor!

Doğrusu MEB’te güvenlik yönünden büyük bir gelişme var. Takdir etmek lazım. Her yiğidin harcı değil bu kadar zor güvenlik kodu oluşturmak.

Hmm. Bir şifresi olabilir mi bu güvenlik kodunun acaba!? Yanyana yazılmış dört tane 3 rakamı. Kaçın lan illuminati olabilir! MEB’te illuminatiymiş :D

İşte o hayatımda gördüğüm en zor güvenlik kodu:

Baştan söyleyeyim yazıdaki isyan içerikli cümleler siz sayın okurlarıma değildir. Beni anlamayan aileme ve arkadaşlarıma gelsin o isyan içerikli cümleler!.. :)

Vay be! Ne de çabuk bitti öyle. Daha dün almış gibiyim lanet olası karnemi elime. Zaman gerçekten çok hızlı akıyor.

Peki ben bu tatil de yaptım? Tabi ki hiç bir şey :D Hergün sabahtan akşama kadar bilgisayar başında geçti günlerim. Pişman mıyım? Değilim tabii ki. Ben pişman olunacak birşey yapmadım ki :) Ya tamam ders falanda çalışmam gerekiyordu ama tatilde ders çalışmak bana koyuyor. Bana göre değil yani tatilde ders çalışmak. E tabi tatilde yıllık ödevimide yapabilirdim ama yapmadım işte. Ödev yapmakta bana göre değil tatilde. Okul ile ilgili herşeyi okullar açıkken yaparım. Benim uslubum böyle. Ne yapiyim abi huy işte. Vazgeçemiyorum bu huylarımdan. Bakın bunun hakkında güzel bir söz bile var “Can çıkmayınca huy çıkmaz” demiş atalarımız, dedelerimiz, ninelerimiz… :P
Okul açılınca hem dersler, hem sınavlar, hem ödevler sıkışırsın yapamazsın yıllık ödevini diyenler oldu ama ben kulak asmadım böyle diyenlere. Bakın sizlere tekrar hatırlatıyorum bu seferde bi kulağınızdan girip diğerinden çıkmasın; “Can çıkmayınca huy çıkmaaaz!!” Anlayın artık beni ya!

Sizlere bir önceki yazımda çok sıkıldığımdan, yazılı notlarımın düşük geldiğinden falan bahsetmiştim. Şimdi ise tam tersinden bahsediyorum :)

Evet, bu kafası kırık kardeşiniz bir gülüyor bir ağlıyor, ne yaptığı belli değil. Eğer böyle gidersem delirmekten korkuyorum :D
Artık sıkılmıyorum. Çünkü notlarım iyi bu aralar. Beni idare edebilecek bir karne bekliyorum ve not ortalamam 2.50 nin altındaydı yani sınıfta kalıyordum ama artık 2.50 nin üstünde ve sınıfı geçiyorum. Gerçi bu daha ilk dönem kalma-geçme olayı yok ama 2. dönem biraz daha fazla çalışırsam sınıfı rahatlıkla geçebilirim… Devamını Oku