escort bayan, ankara escort, antalya escort, escort, porno izle

Archives

Kişisel

İşi bilmeyen çok hoca var be! Maaş olarak aldıları para haram bana göre. Öğrenci “yatarak” sınıf geçebilir, ama bir öğretmen yatarak maaş almamalı. Aldığı maaşı son kuruşuna kadar haketmeli!

Bazıları vardır ki bunca yıldır öğretmendir ama ders işlemeyi bilmez. Haa yazılıda da ders anlatamadığı için kolay sorar, orası ayrı.

Kimisi sınıfta otoritesini koruyamaz, birini seçer ve “oğlum konuşanları yaz” der. İşte bu en gıcık olduğum hoca tipidir. Sınıfa söz geçiremeyen, aşırı söz geçirmeye çalışan hocalardır bunlar da. Hele o seçtiği kişi de gıcıksa, vay halimize!..

ruh hastası hoca

En gıcık olduğum hoca tiplerinden biri de “yok yazanlar“dır. Ah pardon! Yazmıyorlar, yazdırıyorlar! Bunun için de bir arkadaş seçip, “oğlum konuşanları yok yaz” der. Gerçekten de o adam en ufak bir ses çıkarsa bile yok yazılır. Hele bir de son ders yok yazılıyorsa, işte bu çok koyar!

Kimisi de derste aktif olanlara artı verdirir yine birini seçip ama o artılar sene sonu unutulur gider. Hiç bir önemi kalmaz. İşte bu yüzden derste aktif olmam, sırf artı almak için aktif olanlara uyuz olurum, kendimi derste değil, yazılıda gösteririm! Ve o derste onlarca artı almış kişiler ise hiçbir şey yapamazlar!

Kimisi derste uyumaya izin verir, kimisi “dik dur ulan!” der. Kimisi küfreder, kimisi melek gibidir, sınıftaki andavallar yüzünden o da gün geçtikçe değişir, diğerleri gibi yapmacık kaba biri olarak karşımıza çıkar. Ee haliyle de şekliyle uyumsuz bir karakter oluverir.

Kimisi adeta “ses hastasıdır“. En ufak bir seste celallenir, dersin yarısı hocanın bağırıp çağırmasıyla geçer ve o dersten hiçbir verim alınamaz.

Bu hocalarla mı biz geleceğimiz şekillendireceğiz!? Tamam, her şeyi hocaya bağlamamak lazım, sonuçta iş bizde bitiyor. Ama imam osurursa cemaat sıçar demişler, değil mi?

Kişisel
[audio:http://dl.dropbox.com/u/36682958/ahmet%20kaya%20-%20hani%20benim%20gen%C3%A7li%C4%9Fim.mp3]

Bir sabah, ablam ve annem bana “Kaç yaşındasın?” diye sordular. “6” dedim. Oysa o gün ben “7” yaşıma basmışım. “Okula başlayacaksın” dediler. Herkes gibi ben de başladım lanet olası okula…

İlkokul birinci sınıfta benden bir üst sınıf olan bir çete vardı. Komik gelebilir. Ama gerçekten bunlar çete gibi bir şeydi. 4-6 kişilerdi. Bunların bi lideri vardı. Dört gözdü ve uzun boyluydu. Bazen benimle arkadaşça sohbet eder, bazen de döverdi. Ben ise hiç karşılık veremezdim. Bana emirler verirdi, “Git şuna bi tane tekme at” derdi mesela. “Nasıl yapıcam?” falan derdim. Korkardım, tekmede atamazdım kimseye. Ben kavga edemezdim, dayak atamazdım…

Giderdim korka korka, dizlerim titreye titreye, o lanet olası tekmeyi atmaya… Okulun bahçesinde basketbol potasının altına toplanmış bir grup sekizince sınıf “abi” görürdüm. Onlardan yardım istemeyi düşünürdüm ama isteyemezdim hiç bir zaman.

O lanet olası çetenin lideri gelirdi, “Niye tekme atmadın lan!” diye döverdi beni. Bazen bu çete ile aynı sınıfta olan birkaç kişi gelir kurtarırdı beni bu çocuğun elinden. Döverlerdi onu. Ben ise izlerdim. Ve bana derlerdi ki; “Bir daha bu sana bir şey yaparsa bize gel“. Gidemezdim ben onlara hiç, dayak yerdim ben hep…

Hani Benim Çocukluğum Anne? -2

Birinci sınıfı hep dayak yiyerek geçirdim. İlk kez yaz tatilinin ne demek olduğunu anladım. Yaz tatilinde annemle birlikte bir camiiye gittik. Camii hocasına annem “Kuran kursu kaydı için gelmiştik” dedi. Hoca “Kusura bakmayın, bu yaştaki çocukları alamıyoruz” dedi. Annem uğraş verdi. “Alın, ne olacak? Çocuk birşeyler öğrensin” dedi. Ama hoca “Alamam, benim elimde değil” dedi.

İki yıl boyunce Kuran kursuna gidemedim ben. Aslında iki yıl sonra da almayacaktı beni ama yaşımı büyük gösterip aldı sonunda. Kuran kursuna gittim geldim hergün. Elimde küçük bir kitap vardı o zamanlar. Kitapta sure ve dualar yer alıyordu. O küçük kitaptan ezberledim kısa sure ve duaları…

Haftalarca kursa gittim-geldim. Sıkmaya başlamıştı… “Okul açılsa artık” diye düşünüyordum. Ama açılmıyordu bir türlü lanet olası okul!..

Ve bir cuma namazı çıkışında, yapmadığım bir şey yüzünden, yine dayak yedim!.. Yapmadığım bir şey yüzünden küçükte olsa, tek parça da olsa, canımı yakmamış olsa da, yapmadığım bir şey yüzünden yine dayak yemek, koymuştu bana bu sefer. O dayak, benim için bir dönüm noktası olabilirdi, ama olmadı…

Hani bana “koymuştu” ya o dayak, işte, artık daha fazla koymasın diye, sanki bir şey yapmışımda, o yüzden dayak yemişim gibi kendimi kandırmaya çalıştım. Ama başaramadım. Ve artık o dayak, canımı yakmaya başlamıştı. Neden yapmadığım bir şey için dayak yemiştim? Neden bir açıklama yapmama izin vermediler? Neden beni ezdiler? Neden!?

İlkokul 3. sınıftaydım sanırım. Son dersti. Hava kapalıydı. Sınıfın ışıklarını yakmıştık. Dersin son dakikaları hoca “Toplanabilirsiniz” dedi. Toplandım. Arkamdaki arkadaş beni dürterek rahatsız ediyordu, ben ona “Yapma!” dememe rağmen o yapmaya devam ediyordu. Hoca ise sınıfa gelen başka bir hoca ile konuşurken bize “Susun!” diyordu. Ama arkamdaki arkadaş hocayı dinlemedi, beni dürtmeye devam etti. Ona son kez “Yapma!” dedim masumca. Hoca “Ahmet! Gel lan buraya!” dedi. Korkuyordum. “Ama, ama hocam ben–“. Konuşmama izin vermedi. “Gel lan buraya” dedi yine. Gittim. “Niye susmuyon lan!” dedi. Tam konuşacaktım ki, diğer hocanın sesi yükseldi yanımdam hafifçe, “Yapma, yazık” diyordu ki, o daha lafını bitirmeden ben sol yanağıma, sert bir tokat yedim.

Yine aynı şey olmuştu. Yine yapmadığım bir şey için dayak yemiştim. Arkadaşlarım bana bakıyor, benim yüzüm, hem dayağın acısı ile, hem de utanç ile kıpkırmızı oluyordu. Dayak yememe sebep olan beni dürten arkadaş ise sessizce oturuyordu öylece…

Boğazım kasılıyordu. Sanki boğazım düğümleniyordu. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Derin derin nefes alıp veriyordum düğümü çözebilmek için. O anda zil çaldı ve düğümüm çözüldü. Ablamlarla birlikte, eve doğru yola koyulduk…

Devamı gelecek…

Her sahurda Ömer Döngeloğlu hocayı dinlemek bana büyük keyif verir. Hoca o kadar içten ve o kadar güzel anlatıyor ki, kendini izletmeyi, dinletmeyi başarıyor Ömer hoca.

Ömer hoca bazen konularında Facebook’tan, Twitter‘dan ve MSN‘den bahsediyor. Ve buda herkesin dikkatini çekiyor. Bazıları, “Böyle hoca mı olur! Facebook’tan Twitter’dan bahsediyor!” diyor. Ve buda beni çok kızdırıyor. Sen hocanın anlattıkları içinde sadece Facebook‘u ve Twitter‘ı anlıyorsan hoca ne yapsın? Hocaların Facebook‘tan ve Twitter‘dan bahsetmeye hakkı yokmu?

Ömer hoca ve diğer hocalar bize doğruyu ve yanlışı öğrettiği için gerektiğinde Facebook‘tan da bahseder, Twitter‘dan da bahseder, MSN‘den de bahseder! Hocaların da buna hakkı vardır. Kimse gidipte bi hocaya “Şu konudan bu konudan bahsetme” diye bilir mi? Diyemez! O hoca neden her gece bağıra bağıra, ağlaya ağlaya anlatıyor? Biz öğrenelim diye. Devamını Oku