escort bayan, ankara escort, antalya escort, escort, porno izle

Archives

Kişisel
[audio:http://dl.dropbox.com/u/36682958/ahmet%20kaya%20-%20hani%20benim%20gen%C3%A7li%C4%9Fim.mp3]

Her ne kadar çocukluğumun bazı dönemleri, herkesin yaşamak isteyeceği gibi geçmese de, ben, kimsenin yaşamak istemeyeceği olayları, sırf çocukluğuma dönüp, farklı düşüncelerle ile yeniden büyümek için, yeniden yaşamayı belki göze alabilirim…

Bu yazı çok uzun olacak. Bu yüzden bu yazıyı üçe böldüm. Ayrıca, her yazıda, Ahmet Kaya’nın “Hani Benim Gençliğim” şarkısı çalarsa, belki duygularıma daha iyi türcüman olabilir bu cümleler sizlere…

Küçüktüm… O zamanlar kirada oturuyorduk. Beş yaşlarındaydım. Büyük ablam okula giderdi. Diğer ablam ile biz sabahtan akşama kadar Atari’mizde Super Mario ve bilimum oyunları hatim etmeye çalışırdık. Çocukluğumun yarısı Mario’nun Prensesini kurtarmakla geçti diyebilirim…

Ablam okuldan geldiğinde ödev yapardı. Diğer ablam ve ben onun ödev yapmasına engel olmaya çalışırdık. Onu rahatsız ederdik. Veya ben ablamın kitaplarını okumaya çalışırdım. O zamanlar en sevdiğim harfler “a“, “e“, “i” gibi sesli harflerdi. Bu harflari severdim çünkü sadece bunları bilirdim.

Hani Benim Çocukluğum Anne?

Birde rakamları bilirdim. 0‘dan 10‘a kadar sayabiliyordum. Benden bir yaş küçük olan kuzenim ise sadece 4‘e kadar sayabiliyordu.

Ablamın kitaplarının sayfa numaralarını okumaya çalışırdım. 1. sayfadan başlar, 10. sayfaya kadar sayfaları çevire çevire sayardım. 11. ci sayfaya geldiğimde kalırdım öylece. “Onbir” demezdim de “Bir bir” derdim. Her zaman sorardım ablama “Bu kaçtı?” diye.

Zaman sonra, diğer ablam da okula başladı. Artık iki ablam da okuyordu. Sıra bana geliyordu. Babam hergün aynı soruyu soruyordu bana; “Okula gidecek misin?

Ben ise “Hayır” derdim. Hergün sorulan o aynı soruya ben de hergün aynı cevabı veriyordum. Çünkü hergün okula gitmektense sabahtan akşama kadar Atari oynamak daha eğlenceliydi.

Ev almıştık başka bir semtte. Taşındık oraya. Çok sevmiştim o evi. Şu an o ev bi sokak ötemizde. Ev, şu an ki evimiz gibi 3+1 di. Önce ki evimizden daha güzeldi bu ev. Kendimize ait bahçemiz vardı kocaman. Yeni dikilmiş fidanlarımız vardı bahçemizde. Büyütemedim o fidanları. Ya da büyümüşlerdir belki şimdi. Büyümüşlerse bile, onlar hala benim için bir fidan. Ne kadar zaman geçerse geçsin, büyümeyecekler onlar…

Nedendir bilinmez, babamın kararı ile cadde üzerinde ki, şu anki evimize taşındık. Bu evimizde diğer ev gibiydi. Her şeyi aynıydı. Ufak tefek şeyleri hariç… Bu evin sevdiğim yanları da vardı sevmediğim yanları da… Yıllardır bu evde oturmamıza rağmen, ben hala, bu evden farksız olan önceki evimizi istiyorum. Orda oturmak, orda yaşamak istiyorum…

Sabahları erken kalkar, ablamlar okula gider gitmez hemen otururdum televizyonun başına. Her kanalı gezer, çizgi film arardım. Saatlerce zap-zup yapardım. Bulamazdım bazen izleyecek bir çizgi film. Giderdim, Atari oynardım. Ama hep aynı oyunları oynamaktan sıkılmıştım. Yine giderdim çaresizce televizyon başına, çizgi film aramaya…

Temel Reis, Bugs Bunny, Daffy Duck ve herkesin bildiği ama şuan adı aklıma gelmeyen diğer karakterler… Çocukluğumda bunlar arkadaşımdı benim. Bunlar arkadaşımdı çünkü hiç canlı arkadaşım yoktu benim. Hiç top oynamadım ben sokakta küçükken, bisiklette sürmedim. Daffy Duck izledim ben, sadece izledim…

Devamı gelecek…

İzledim-İzliyorum

Bu yılda yapılmış bir bilim-kurgu filmi ararken Doğaüstü filmini gördüm ve filmin kapağı beni çok etkiledi. Hemen filmin konusunu okudum ve işte tamda aradığım film böyle birşeydi. Gerçekten hem bilim-kurgu dalına uygun hemde gençlik dalına uygun bir film.

Üç lise arkadaşı katıldıkları bir parti sırasında çevrede gezerken bir kuyu bulurlar ve kuyudan sesler geldiğini farkederler. Tabii bu sırada Andrew’in kamerası herşeyi kaydetmektedir. Çılgın arkadaşlarından biri kuyuya iner orada ne olduğuna bakmaya gider. Tabii hemen arkasından arkadaşlarıda onun peşinden gider.

Kuyuya indiklerinde ışıklar saçan bir buz kütlesi gibi birşey ile karşılaşırlar ve Andrew’in kamera kaydı durur. Artık orada ne olduysa Andrew ve arkadaşları artık süper güçlere sahiptirler. Uçabiliyorlar, nesneleri hareket ettirebiliyorlardır artık!

Başlarda bu yetenek üç arkadaş için bir eğlence iken Andrew kontrolunu kaybeder ve bu yeteneklerini kullanarak bir arkadaşını öldürür ve tüm şehri mahfeder. Diğer arkadaşı ise onu bu arada durdurmaya çalışmaktadır ve durdururda! Ve sonunda Andrew ölür!

Benim gibi bilim-kurgu bağımlıları için süper bir film izlemenizi öneriyorum.

İzledim-İzliyorum

İsmine baktığımızda sanki bir bilim-kurgu, macera yada bir aksiyon filmi sanıyoruz ama aslında bu bir komedi filmi. Ve bence hiçbir komik yanı yok. Sadece bence değil hemde, izleyenlerin yorumlarınabaktımda birçok kişi benim gibi düşüyor, komik bir yanı yok yani.

Saf bir lise öğrencisi olan Thomas’ın doğum günüdür ve piç arkadaşı Costa, Thomas için bir parti organize eder. Thomas, partide sadece 5-6 kişinin olmasını ister fakat Costa onu dinlemeyerek 50 kişi çağıracağını söyler. Ama sözünde durmayarak partiye binlerce kişinin gelmesini sağlar. Parti başlarda güzel giderken, giderek kalabalıklaşan partiye gelenler sarhoşluğunda etkisiyle çığrığından çıkar ve heryeri yakıp yıkarlar. Polis gelir, haberlere çıkarlar.

Ve Thomas’ın anne ve babası evlerine döndüklerinde şok olurlar. Tamamen yanmış, mahfolmuş bir ev ve sokak çıkar karşılarına. Ve Thomas ailesi tarafından büyük azar işitir.

Birde, filmin her sahnesi küfür ve cinsellik içeriyor. Bence izlemeye değmez bir film. Boşverin izlemeyin siz. Gidin bilim-kurgu izleyin en güzeli valla bak! :D