Archives

Kişisel

Sözel derslerden çok sıkıldığım için seçtim sayısalı. Oysa ki sayısal seçeceğim bundan 2-3 yıl önce hiç aklıma gelmezdi. Tee ilkokuldayken, söz dersleri sever, sayısal derslerden nefret ederdim ve “ulan bi liseye geçsekte sözel seçip kurtulsam şu saçma sapan matematik dersinden falan” derdim.

Ne olduysa geçen sene oldu. Matematikten anladığımı farkettim. Hatta geçen sene en iyi derslerimden ikisi matematik ve fizikti. Biyoloji ve kimya biraz ben, biraz da hocalar yüzünden pek iyi değildi :)

Sayısal Bölümde Mi Okuyorum!?

Çok düşündüm geçen sene, sayısal mı, eşit ağırlık mı yoksa sözel mi? Araştırdım, düşündüm, taşındım ve araştırdım. Eğer sayısala gidersem YGS’de karşıma çıkacak soruları diğer bölümlerden mezun olanlara göre daha rahat yapabilecektim.

İşte bu yüzden sayısal seçtim ve ikinci hafta olmasına rağmen derslere yeni yeni giriş yapmaya başladığımız için sayısal zor mu yoksa kolay mı henüz anlayamadım.

Ama kafama takılan ve canımı sıkan bir olay var. Sayısal seçtim de ne oldu?

Sayısal seçen insan, benim gibi sözel derslerden nefret eden insanlardır. Ee abi, biz zaten bıkmışız sözel derslerden ki sayısal seçmişiz. Bize illa matematik öğretin, illa fizik öğretin, illa biyoloji ve kimya öğretin demişiz! Sen hala bize neden sözel ders öğretmeye çalışıyorsun ki!?

Sayısallara gerçekten haksızlık yapılıyor. Bak sözellere, onlar matematik vs. vs. sayısal dersler görüyorlar mı? Görmüyorlar, çünkü adamlar adı üstünde “sözel”. Ee sözeller bizim gördüğümüz dersleri görmüyorsa biz neden onların gördüğü dersleri görüyoruz ki!?

Ya madem illa sözel dersleri de göreceksin diyorsun, o zaman haftalık saatini düşür be kardeşim. O edebiyatı 2-3 saat anlatacağınıza 1 saat anlatın, kalan boş saatlere de sayısal bir ders koyun!

Gerçekten eğitim sistemimiz de, eğitim-öğretim anlayışımız da çok berbat, çok…

İyice günlüğe çevirdik blogu… Daha önce de yazmıştım “Neler Oluyor Hayatta?” başlıklı bir yazı. Bu yazının başlığınada o yüzden “2” yazdım.

Bu aralar hayatım çok değişti. Önceden hiç ders çalışmayan ben, bu sene sınıfta kalma olasılığının verdiği korku ile iyice derslere kaptırdım kendimi.

Eğer Twitter’dan takip ediyorsanız beni oraya oynadığım oyunları yazıyorum. Mesela WolfTeam oynamaya başladım arkadaşın tavsiyesi üzerine. Güzel oyunmuş hakikaten. Counter-Strike oyununun online versiyonu gibi bişey. Ama çokta basit değil CS gibi. Çok heyecanlı, tabiri caiz ise aksiyon dolu :) Devamını Oku

Uzun zamandır yazmıyorum ve blog yazmayı çok özledim. Bir iki satır bir şeyler karalayalım şöyle…

Blogumu takip edenler bilirler, bu sene lise birinci sınıfım. İlk paragrafı okulla ilgili cümlelerimize ayıralım…
Okulun ilk günüydü… Sabah kalktım, yeni okul formamı giydim ve bir bardak çay içtikten sonra okula gittim. Okula gittiğimde okulun bahçesinde yaklaşık 100 kişi vardı. Okulun bahçesine adım attığımda okulun bahçesinin nüfusu 101 e yükseldi :)
Okulun bahçesinde dolaşmaya başladım tek başıma… Dolaştım, dolaştım ve dolaştım… Dolaşırken, birbirlerini önceden tanıyan arkadaş gruplarını gördüm. Birbirini tanıyanlar bir çember oluşturuyorlar ve başlıyorlar sohbete. Ara sıra sohbet edenlerin yanından geçiyor, konuşmalarına kulak misafiri oluyordum :)
Ben böyle saçma sapan hareketler yaparken okulun bahçesi sürekli kalabalıklaşıyor. Ve ben o kalabalıkta, benim gibi bir sağa bir sola dolaşanlardan eski okuldan tanıdığım arkadaşlarımı görüyor ve mutlu oluyorum. Onları gördüğümde okulda yalnız olmadığımı hissediyorum. Sonra, biz birbirini eski okuldan tanıyan arkadaşlar yanyana okulun bahçesinde dolaşmaya başlıyoruz ve tam bir saat dolaştıktan sonra yorgunluğumuz hissediyor ve bir banka oturuyoruz. Tabi bu arada yeni arkadaşlarda bulduk dolaşırken. Yeni arkadaşlarımızda bizler gibi birinci sınıf tabiri caizse “çömez” diyebiliriz :) Devamını Oku